Her bölgede iklim değişiklerinin zamanı farklı olabilir. Bazı yerlerde kış uzun sürer bazı yerlerde yaz. Akdeniz Bölgesi ile Karadeniz Bölgesi farklı özellik gösteren bölgelerimizden biridir.

İklimi “karasal” diye tabir edilen bölgeler ise daha farklıdır.

Hangi bölgede olursanız olunuz mevsimlerin tamamını az veya çok yaşarız. Kıyafetlerimiz de buna paralel olmak üzere değişir.

Karadeniz Bölgesinde ocak, şubat ayları kış mevsimi özellikleri gösterirken; aralık, mart ve nisan ayları “serin” diyebileceğimiz bir iklime sahiptir. Burada “serin” ifadesi bazılarına göre “soğuk” da sayılabilir.

Mayıs ayı bütün bölgelerin dönüşüm ayıdır. Mayıs ayı gelince artık yaz hazırlıkları yapılır. Yazlık kıyafetler daha bulunur yerlere konur ve kışlık kıyafetler ise aralık ayına kadar saklanır.

Benim bahsetmek istediğim de bu hazırlıklardır. Ne zaman bir mevsim bitip diğeri başlayınca bir hüzün çöker içime.

Geçenlerde evde yaza ait kıyafetler dolaplarımızın görünen kısmında yer alırken, kışlık kıyafetler ise en az beş ay başka bir yerde saklanacak. Yani o kıyafetleri beş ay değil giymek kendisini bile göremeyeceğiz. Ne hazin durum…

O sakladığımız ve kışlık diye adlandırdığımız kıyafetler yılın yarısı bizi ısıtmak veya üşütmemek için üzerimizde dururken; şimdi sanki bir işe yaramıyor diye bir şeye doldurup gözlerden uzak bir yerde saklayacağız.

Ben her mevsim değişmesinde hüzünlenirim. Bu bence şahsi bir vasıf değil. Şair değilim ama şair hassasiyetini anlar gibi olurum. Bir eşya da olsa şimdi işe yaramıyor diye ondan ayrılmak. O eşyaların dili olsa benden mahrum kaldılar bile diyebilirler.

Geçenler evde hummalı bir durum vardı. Herkes kışlık kıyafetleri ile yazlık kıyafetlerinin tasnifini yapıyordu. Bana da söylediler. Ben, kaç aydır hizmet vermiş, onlarsız sokağa çıkamadığım kıyafetlerim ile geçici de olsa ayrılacaktım. Kim bilir belki de kalıcı bile ayrılabiliriz.

Bütün kışlık kıyafetleri bir araya getirip evin ücra bir yerinden doğru yolculuğa çıkartırken ben de onlarla dolaştığım zamanları hayal ettim. Ne acı ve tatlı günler yaşadık o kıyafetler ile. Kaç kişiyle dost olduk, kaç kişiyle veda ettik. Kaç diyar gezdik, kaç mekâna gittik. Nelere şahit olduk… Ama artık yoklar… Çünkü “mevsim” denilen o mevhum onu bizden ayırdı.

Kaç kişi bu hüznü yaşadı bilmiyorum. Kaç kişinin boğazı düğümlendi. Hani “Bir varmış, bir yokmuş” misali.

Aklıma bir şiirimden iki mısra geldi. “Kaç bahar geçirdik haberin var mı?/ Mevsim şimdi güz mü yoksa bahar mı?” demişim. Demek bu mevsimlerle epey hemhal olmuşum. Gelene mi sevinen çok gidene mi üzülen çok bilmem. Ben ayrılıkları sevmiyorum. Şair dediğin de dünya mekânında vuslata eremez. Bir fasit daire içinde döner dururuz.

Kıyafetlerimi mevsimine göre ayırırken aklıma gelen şuydu: Kalan ömrümüzde kaç defa daha bu tasnifi yapacağız?

Ne hazin soru.

Bir gün gelecek mevsimlik kıyafetlerimizi son defa ayırdığımızdan haberimiz olmayacak.

Gün gelecek sevdiklerimizde son defa ayrıldığımızı biz bilemeyeceğiz.

Güftesi Vecdi Bingöl, bestesi Sadeddin Kaynak’a ait segâh bir şarkıda da “Ayrılık yaman kelime/ Benzetmek azdır ölüme” diye tanımlanmış.

Neyse…

Ayrılık yaman kelime. İster kıyafetten, ister yârdan, ister diyardan, ister cihandan…

Seç seçebilirsen…