Bir gül bahçesi kurmaya karar vermişti kırmızı güllerden.

Edebiyatta bahsedilirdi hep gül bahçelerinden. Bazen gülşen derlerdi bazen gülistan. Bazen de gülzâr…

Ne denirse densin. Nihayetinde içinde bulunanların tamamı gül olan bir bahçe olacaktı.

Neleri benzetmedik ki güle. Gül yüzlü, gül kokulu…

Madem öyle bir de bahçesi olmalıydı.

Evinin yakınlarında bir yer tespit etti önce. Temin ettiği gül fidanlarını dikti. Hiçbiri “hormonlu” değildi. Hepsi de tabii idi. Hem hormonlu güllerden daha kokulu hem de plastik güllerden daha anlamlıydı.

Öyle demiyor muydu Nurullah Genç? “Bu naylon çiçeklerin adını kim gül koydu…” diye.

Bahçeye diktiği gül fidanlarından iki bir tanesine isim verdi. Adına “Gönül Gülü” dedi. Bahçenin tam orta yerlerinden bir yere dikti. Gönül gülü dediği gülü sadece kendisi biliyordu hangisi olduğunu.

Sonra bir yere diğerlerinden ayrı bir gül daha dikti. Onu kendisi için dikmişti.

Her gün suladı onları. Yaban otlarından temizledi. İlk sene açmadı hiçbiri. Umutlarını bir sene sonraya sakladı.

Bir sene sonra baharda yaprak açtılar. Yavaş yavaş büyüdü yaprakları. Daha sonra her gün ziyaret etti onları. Ve bir gün geldiğinde ne görsün? En önce “Gönül Gülü” ismini verdiği gül açmıştı. Bahçenin içinde tek başına. Diğer güller kıskandı onu.

Zamanla diğerleri de açtı güllerini. Ancak Gönül Gülü adı verilen gül biraz daha gürdü diğerlerine göre.

Aradan epey zaman geçti. Güller tek tek solmaya başladı. Aylardan ağustos ortalarıydı. Bütün güllerin çiçeklerinin yaprakları dökülmüştü. Bir Gönül Gülü kalmıştı hala ayakta olan.

Herkes tamamen solduktan sonra Gönül Gülü sararmaya başladı. Kıyamadı sahibi ona. Yapraklarının yere düşüp çürümesine gönlü razı olmadı. Münasip bir yerinden kesti güllerini. Eve gelip vazoya koydu onları.

Birkaç gün daha canlı kaldı Gönül Gülü.

Sonra yaprak dökmeye başladı. Sahibi bütün yapraklarını toplayıp bir yerde kuruttu önce. Sonra kurumuş yaprakları “Gönülden mısralar” adlı şiir kitabının sayfaları arasına yerleştirdi.

Diğer senelerde de hepsinden önce açtı Gönül Gülü. Hepsinden de uzun kaldı ayakta. Sahibi her sene önce vazoya koydu. Sonra bir tek yaprağını zayi etmeden biriktirdi bir yerde.

Gönülden mısralar adlı şiir kitabına her sene yenisi geldi Gönül Gülü adlı çiçeğin kurumuş renkli yapraklarından.

Kendisi için diktiği gül fidanını mı sordunuz?

O daha ilk seneden kurudu dikildiği yerde. Sahibi kurumuş fidanı hiç ayırmadı yerinden. En azından diğer güllerin arasında fak edilmiyordu.

Zaten kurumuş bir fidan kimin işine gelirdi ki…

Gönül Gülü baharın girişiyle açar, her ağustos ayında bir kendi kalırdı renkli yapraklarıyla.

Farklıydı yani. Çünkü ismi Gönül Gülü konulmuştu.

Herkesin bir Gönül Gülü vardır mutlaka.