Çocuktuk…

Dünyamızın yarısı suydu. Yani deniz. Biz sadece üç tarafa doğru hareket edebiliyorduk.

Deniz sahilinde yaşayanlar böyle bir dünya ile karşı karşıya gelirler. Sağa, sola ve geriye hareket etme şansın vardır. Önünü uçsuz bucaksız sular kesmişti.

Bulunduğumuz yerde sadece yedi hane vardı. En yakın şehir merkezi bizden 20 km uzaktı. Elektrik yoktu ve sadece odamız değil gecemiz de zifiri karanlıktı.

Gönlümüzün ışığı ile aydınlatırdık etrafı, gönlümüzün sıcaklığı ile de ısıtırdık.

Bir radyomuz vardı. Gündüzleri Erzurum ve Ankara radyoları yayın yapardı uzun dalga üzerinden. Geceleleri bazı illere ait radyolar “Orta dalga” denilen yerlerden ulaşırdı bize.

Yedi hane, altı komşu demekti. Hepimiz aynı hayatı yaşıyorduk. Muhtemel sofralarımızda bulunan yiyecekler de aynıydı. Şimdi onları yazmayayım.

Bir gün rahmeti “Büyük anam” anamın anası, bir türkü söylemeye başladı. Türküye “Hangi bağın bağbanısan gülüşen” diye başlıyordu. Biraz hüzünlü bir türküydü.

Daha sonra bu türküyü rahmetli dayımın söylediğini de duydum. Dayım söylerken biraz daha büyüktüm. Buna rağmen türkünün sözlerini tam olarak anlayamıyordum. Türküde “Hangi bağın bağbanısan gülüsen” sözlerinden “gülü” anlıyordum da “bağban” ne bilemiyordum. Daha ilkokuldaydım. Böyle bir kelimenin sözlükte bulunup bulunamayacağını dahi bilmiyordum.

Tamam, gülü anladık da bağban neydi?

Bağban kelimesinin “bahçıvan” olduğunu öğrendiğim zaman her şey çözülmedi. Çünkü “Aldın aklım beni ettin deli sen” diyordu bir yerinde.

Akıl nasıl alınırdı?

Aklın nasıl alındığına ait sözleri kavak yerleri esmeye başlayınca “Anlar gibi” oldum. “Gibi olmak” da bir merhaleydi…

Peki, “O senin aşkın elinden bayıldım aman” derken hakikaten bir baygınlık geçirilmiş miydi? Bu baygınlık “Sesin aldım, yüzünü de gördüm ayıldım aman” denince nasıl geçiyordu. Aşkın elinden bayılmak, ses duyunca ayılmak… Tıp bu vaziyetin neresindeydi?

Gelelim yürekteki yaranın vahametine.

Türkünün sonlarına doğru “Diyarbakır etrafında dağlar var/ fitil işler yüreğimde yara var” deniliyordu. Fitil; o günün cerrahi müdahalelerinde kanı emmek için kullanılan bir tıbbi malzeme. Günümüzde daha gelişmiş hali var. Fitil denilen şey kanayan yaralar için kullanılır. Peki, yürekteki yara nasıl bir şey ki fitil işleyecek yani fitil konulacak kadar ciddi?

Sahi yürekteki yaranın fitili olur mu?

Tıp mı tuhaf, türkü mü anlamadım. Anlamadım ama sanki anlar gibi oldum büyüdükçe. Zamanla geçmeyen sızıları yerinin belli olmaması gibi bir şey sandım. Zaten insan sadece “sanıyor” galiba…

Türkü “Koy başım dizine yatım uzanım/ İsteremki bir gün evvel gelesen aman” diye bitiyor.

Eh! Ne demeli daha artık?

Son olarak şunu diyebilirim:

Hangi bağın bağbanısan gülüsen?

Bağban bir tarafa da diğerine cevap vermek zor…