Seneler önce yapıldığını duyduğum, varlığını bildiğim ve nerede olduğunu tam olarak bilemediğim bir okuldu. Aradan geçen seneler insanı öncelikle kendisiyle meşgul ediyordu.

Zaman, sadece yaşı değil peşi sıra bir sürü derdi ve mesuliyeti de getiriyordu peşinden. Yaşlandıkça arkandan gelenler de yaşlanıyor ve her yaşın kendine has gailesi oluyordu.

Adı geçen okul Şehit İsmail Ustaoğlu ilk ve ortaokuluydu.

Ünye’den yola çıkıp epey gidip okula giden yola saptım. Ancak ilk defa tek başıma gittiğim için emin değildim. Bir miktar yol aldıktan sonra yolda gördüğüm bir vatandaşa okulun ismini söyledim ve doğru yolda olup olmadığımı sordum. Aldığım olumlu cevaba göre devam ettim.

Epey gittikten sonra köy terinde “Pat pat” diye bilinen bir taşıt ile gelen bir vatandaşa “Okul yolu bu mu?” dedim ve bana “az gittikten sonra solunda kalacak” dedi. Artık emindim.

Daha önce bir defa geçtiğim bu yoldan bu sefer tek başıma geçiyordum. Ve önümde birkaç kişi daha belirdi. Bu sefer okulun yerini değil, okula ne kadar kaldığını sordum. Gelenler arasında biri de Adem Sencar idi.

Nihayet okula vardım. Müdür Yardımcıları Fikret Bekiroğlu ve Yaser Malkoç ile kısa bir sohbetin ediyorduk. Aradan fazla zaman geçmeden içeri okulda görevli olan Adem Sencar girdi. Bana hitaben “Hocam sizi kırk yıl borçlandırabilir miyim?” diye sordu. Tuhaf bir soruydu. Kısa da olsa yolculuğun verdiği dikkat dağınıklığı hariç, mekân ve muhitin yabancısı için kısa bir sükûtun ardından anlatılmak istenilen şeyin ne olabileceğini düşündüm.

Çok geçmeden bu sözün son derece sanatkârane olarak bir kahve ikramı olduğunu anladım.

Kırk yıl borçlanmak…

Burada sayısını yazmak istemediğim onca kitap okumuşluğu olan biri olarak bu teklifin böyle bir soru ile yapılması çok hoşuma gitti. Teklifte, hem sanat, hem nezaket, hem dikkat bir aradaydı. Adem Sencar gülen gözlerle cevabımı bekliyordu. Tabii misafir biri olarak edilen ikramı geri çevirmek olmazdı. İkram töremizde olan ve gönülden gelen bir davranıştır. Bu ülkenin her ferdi bunu bilir.

Daha kahve yanıma gelmeden hemen notumu aldım ve en münasip bir zamanda bu konuyu yazmaya karar verdim. Bunda iki maksadım vardı. Biri; söz söyleme sanatı hakkında bilgi vermek, diğeri bir vakayı kayıt altına almak. Böylece yazılı bir metin olarak belki nesilden nesle anlatılacak yaşanmış bir hikâye kayıt altına alınmış olacak.

Daha sonra Okul Müdürü Selami Işgın Bey ile görüştük. Bu konuya çok kısa temas ettik.

Gezilerin asıl amacı bir şeyler öğrenmek olmalıdır. Her ne kadar dinlenme, yeni yerler görme, farklı coğrafyalar ile tanışma güzel bir şey ise de bana göre en güzeli insan ile tanışmadır. Yaratılmışların hiçbiri bir insanın gönül zenginliği etmez.

Ünye ile Şehit İsmail Ustaoğlu ilk ve ortaokulu arasındaki mesafe 18 km. Bir o kadar da gelişi var. bu ziyaret sonucu üç güzide idareci ile diğer kişileri de tanımış oldum. Adem Sencar dışında görevli olan kişilerin haleti ruhiyesi bambaşka idi. Her biri beni hatırlı misafir veya çok yetkili biri gibi görüp ellerinden gelen hizmeti yapmaya çalışıyorlardı. Yapıyorlardı da. İsmini bilmediği o çalışanlara da çok teşekkür ederim. Onlar bir mekânın isimsiz kahramanlarıdır. Ve emekleri ile çalışmaktadırlar.

Adem Sencar bizi kırk sene borçlandırdı. Borcumuzu nasıl öderiz bilmem. Ancak 40 eğitimcilik yapmış yetmişine merdiven dayamış biri olarak bir veciz söz daha duymanın memnuniyeti içindeyim.

Kısmet olursa okulu bir kere daha ziyaret edeceğim. Emekli bir idareci olarak okulun son zamanlarında bürokratik işlerin biraz daha fazla olduğunu biliyorum böyle zamanlarda mecbur kalınmadan okul idaresini meşgul etmemek lazım.

Başta Okul Müdürü Selami IŞGIN beyefendi olmak üzere; Müdür Yardımcıları Fikret Bekiroğlu ve Yaser Malkoç’a teşekkür ederim. Adem Sencar ve diğer çalışanlara da muhabbetlerimi sunarım.

Borçlandırılmış birinde ancak bu kadar yazı çıkar.