Ne biçim soru demeyin. Tarihe geçmiş bir hatırası vardır.

Çok eskilerde ramazan aylarında farklı faaliyetlerde bulunulurdu. Kâh ramazan akşamları denilen programlar yapılır, kâh iftar sofralarında nüktedan kişiler bulundurulur, kâh gün içerisinde sohbetler yapılır, kâh “mukabele” adı verilen programlar yapılırdı. Bunlardan sadece geriye “Mukabele ve sohbetler” kalmıştır.

Günlerden bir gün, dini dersler veren bir hoca her ikindi namazından sonra talebeleri ile sohbet edermiş. Vakti müsait olan kişiler bu sohbetlere katılırmış. Böylece ramazanın maneviyatına münhasır vakti değerlendirirlermiş.

Ramazan ayının ilk gününden başlamak üzere sohbet eden bu zât bir gün belirlenen saatte sohbet mahalline gelmemiş. Orada bulunanlar makul bir süre bekledikten sonra hoca hakkında endişe duymaya başlamışlar. Zaten belli bir yaşın üzerinde olan zâtın akıbeti hakkında konuşmalar başlamış.

Sohbete katılanlar kendi aralarında bir süre daha bekleyip, sonunda hocanın evine gitmeye karar vermişler. Bir yandan endişeli bekleyiş sürerken, diğer yandan ne olabileceği hakkında mütalaalarda bulunuyorlarmış. Belli bir süre geçtikten sonra, sohbet için gelenler tam dağılacakken hoca birden görülmüş caminin kapısından.

Hocanın telaş içinde olması da orada bulunanları meraklandırsa da içlerinden birazdan anlarız diye geçirmişler.

Hoca kendine ait yerini aldıktan sonra başlamış anlatmaya. Tabii önce niçin geç kaldığını anlatmaya başlamış.

Söze şöyle başlamış: Sabah evden çıkarken bizim hanım bana “Akşama misafir gelecek fazla ekmek al” diye bir vazife verdi. Ben de unuturum diye hemen aldım ve öğle namazı için evden çıktım. Malum hepimiz o zaman buradaydık. Daha sonra “Madem bize misafir gelecek, evin bir ihtiyacı daha var mı diye sormak için eve vardığımda bizim hanımı iki gözü iki çeşme ağlıyor buldum. Çok meraklandım. Kendisine neden ağlıyorsun dediğimde bana kedi sabah getirdiğin ekmeği yedi dedi.”

Hoca bir nefes alacak kadar durup konuşmasına devam etti. Ben de bizim hanıma “Yahu üzüldüğün şeye bak! Bir ekmek için ağlanır mı? Yeniden alırız dedim. Bana ben onun için üzülmüyorum ki. Bugün ramazan. Kedinin orucu bozuldu diye ağlıyorum” demez mi?

Hoca burada biraz susar. Dinleyenler hayret içindedir. En çok merak ettikleri şey ise hocanın bu durumda karısına ne diyeceğidir.

Herkes pürdikkat verilecek cevabı bekler. Hoca da “Bak hanım. Bu üzülecek bir şey değil. Çünkü kedi bir hayvandır. Hayvanlar oruç tutmaz, namaz kılmaz ve diğer ibadetleri yapmaya mecbur ve memur değildir. Hadi kalk hazırlan” dedim.

Hoca bir nefes alıp sohbete katılanlara: “Nasıl iyi demiş miyim?” der.