Gül…

İmtiyazlı çiçek.

Ülkemizde binlerce tür bitki, binlerce tür çiçek vardır. Biri “On tane çiçek ismi say?” dediğinde belki herkesin listesi aynı olmaz ama aralarında “gül” mutlaka bulunur.

Gül, lale, sümbül, menekşe, nergis, papatya gibi Türk Edebiyatında yer almış çiçeklerin yanında daha yüzlerce çiçek vardır.

Gül bunlar arasında en imtiyazlı olanıdır. Öyle ki biz içinde “gül” geçen onlarca isim vermişiz. Elbette bizdeki gül sevgisinin temelinde çok özel sebep var. İnancımız gereği yaratılmışların en üstünü ile gülü bağdaştırmışız bir kere.

Gül…

İmtiyazlı çiçek.

Biz özellikle kızlarımıza verdiğimiz isimlerin “gül”ü kelimenin bazen başına bazen de sonuna ilave etmişiz.

Gülpembe/Pembegül…

Gülay/Aygül…

Gülnur/Nurgül…

Bu tür misalleri çoğaltabiliriz.

Milletimiz inancı gereği bazı şeyleri sembol halinde kullanmış. Hiçbir dedikoduya sebep vermeden sevdiğine, başka bir sevdiğinin sıfatını layık görmüş.

Hangi çiçek için “Gülü seven dikenine” katlanır denilmiştir. Gülü sevmek zordur. Onu dikenine rağmen seveceksiniz. Şayet canınızın acımasından korkuyorsanız; sevginiz gözden geçireceksiniz.

İşin en güzel yanı, “gül” gülmekten emir olup eş sesli olarak başka bir şekilde de kullanılabiliyor. Her iki haliyle şiirlere ve şarkılara bile ilham vermiş.

Zaten bir yanında gül olunca kelime daha bir anlam kazanıyor. Güftesi Ülkü Aker ve bestesi İrfan Özbakır’a ait bir eserde “Gülünce gözlerinin içi gülüyor” diye başlıyor.

Yine söz yazarı kime ait olduğu bilinmeyen, bestesi şükrü Tunar’a ait uşşak bir eser “ Güller arasında seni bensiz gören olmuş” diye başlayıp devam ediyor.

İşte; gülmek ve gül kelimelerini içine alan iki unutulmaz mısra.

Son olarak da “gül” redifli ve “En sevgili” için yazılmış bir şiirimden iki mısra ile yazımı bitireyim.

Gül için yanar bülbül, gülzarda gülizara

Gönlüne sürûr dolar verilse bimâra gül