Ülkemiz büyürken ona paralel olarak yerleşim yerlerinin de nüfusu zamanla artmaktadır. Bu da çok kişinin çok şeye ihtiyaç duyması demek.
İnsanların en temel ihtiyaçlarının başında; barınma, beslenme, giyinme ve sağlık gelir. Bunların biri olmazsa diğerleri zamanla işe yaramaz hale gelir. Ancak en temel ihtiyaç beslenme ihtiyacıdır.
Ülkenin her ferdinin aynı alım gücüne sahip olması mümkün değildir. Bu sebeple yerleşim yerlerine kurulan semt pazarları dar gelirli vatandaşlar için bir fırsat olur.
Semt pazarları, kurulduğu günün ismini alır. Salı Pazarı, Perşembe Pazarı, Pazar Pazarı gibi…
Bu pazarlara satıcı olarak gelenlerin kahir ekseriyeti aynı ilçeden olsa da istisna bile sayılmayacak kadar az kişi başka ilçelerden gelir. Alıcılar ise tamamen yerlidir. Tabii tesadüfen oradan geçen bir yabancı olmazsa.
…
Yaklaşık 36 senedir yaşadığım bu şehri ara sıra sokak sokak gezerim. Maksadım Ünye’yi yakından tanımak. Belki aynı cadde ve sokaktan defalarca geçtiğim olur. Hatta bana uzak mahallelerin cadde ve sokakları da dahil.
Günlerden pazardı. Ben yine şehri dolaşırken yolum Fevzi çakmak mahallesine düştü. O gün meğer “Semt pazarı kurulan” günmüş. Ben satıcılar arasından geçip kendime tenha bir yer bulmak için hızlıca pazar yerinden uzaklaşıp mahalle arasına daldım. Tabii birçok satıcı tezgâhının önünden geçtim. Malum, satıcılar neyi satıyorsa müşterilerine duyurma çabası içinde olurlar. Mesela bir meyve satıcısı “Şeker bunlar! Bal bal!” gibi nidalar ile sattığı şeyi hem över, hem de duyurur.
Kadın satıcılar bir yere oturur, neyi pazarlıyorsa başında sessizce bekler. Erkekler daha “çığırtkan” olur. Pazar yerlerinde biri bağırarak bir şey satıyorsa muhtemelen erkektir. Daha doğrusu ben hep öylesine rastladım.
İşte böyle bir semt pazarından geçerken bir kadın satıcı yüksek sesle elinde bulunan marulu geçenlere duyuruyordu. Tabii marulun tazeliğini ve tabiiliğini de söyleyerek.
Bu durum benim dikkatimi çekti. Yeterince dolaştıktan sonra tekrar yanından geçecektim. Bu sefer onunla konuşmaya karar verdim. Yanına yaklaştım ve ona “Hanımefendi, ben bu yaşıma kadar malını sesli satan bir kadın satıcıya rastlamadım. Bu hususta gördüğüm ilk kişi siz oluyorsunuz” dedim. Şaşırdı ve bana “Çok mu bağırıyorum” dedi. Ben de “Çok bağırmıyorsunuz ama ilk defa erkek olmayan birini görünce dikkatimi” çekti dedim. Ardından “Nasılsa sizi tanımıyorum, isminizi de bilmiyorum. Bu konuyu yazacağım” dedim. Bana teşekkür etti. Ben de ondan bir bağ marul aldım.
Kendisi buraya Terme’den gelmiş. Terme’nin Sütözü köyünde üretiyormuş marulları. Taa oralardan Ünye’ye rızkını kazanmaya gelmiş. Takdir ettim içimden. Yine de ismini soramadım. Mühim olan fiil. Yani daha önce erkeklere ait olan “nidalı” satış işine artık bir “kadın” da girmiş oldu.
Kendini bundan sonraki hayatında; sağlıklı, huzurlu ve bol kazançlı günler dilerim.