SOSYAL MEDYA VE OKURYAZARLIK

Ülkemizde tarihin en büyük yalanı “Kitap okumayı çok seviyorum” cümlesidir.

Külliyen yalan.

Külliyen yalan derken ülkede bulunan okuryazar durumunda olan kişilerin toplamına göre verilmiş bir karar.

Mutlaka okumayı seven ve de okuyan kişiler vardır. Sözüm onlar için değil. Zaten bir toplumun tamamı aynı olamaz.

Ne zaman bir kitap fuarı olsa ve o fuara yazarları da katılsa kalabalıktan geçilmiyor. Bazı yazarların bulunduğu yerde uzun kuyruklar oluyor. İşin tuhaf tarafı kuyrukta bulunan kişilerin cinsiyet sayıları da çok farklı. On tane bir cinsten varsa iki tane diğer taraftan var. Tek ortak yönleri yazarıyla fotoğraf çektirmek isteği. Sonra ne olacak? Tabii ki sosyal medyadan paylaşılacak.

Ülkenin neresinde kitap fuarı varsa tıklım tıklım. Bu hoş bir şey. Bu kadar kişi temin ettikleri bu kitapları okusa birbirleriyle niye yirmi dört kelimeyle ancak konuşuyor?

Biz sosyal medyadan anlıyoruz okumanın az olduğunu. Bu mecrada okuduğu kitabı paylaşan kişi sayısı yaklaşık iki binde bir.

Şimdilik bu oran da iyi. Yani her iki bin kişiden bir kişi okuyor demek. Bu da on bin kişiden beşi okuyor demektir.

Bir de “Boş zamanlarınızda ne yapıyorsunuz?” sorusuna; boş zamanlarımda “Kitap okur, müzik dinlerim” demezler mi?

Haydaa!

Sen kitapları boş zamanda okuyorsan dolu zamanında ne yapıyorsun?

Kısaca okumuyoruz. Bu bir iftira ve tahmin değil. Yok, gerçekten okuyorlar ama yine elli kelimenin altında kelime sayısıyla konuşuyorsak ortada “zihinsel bir fecaat” var demektir.

Okumak ve anlamamak!

Okumak ve öğrenememek!

Okumak ve idrak edememek!

Bu hal daha acı. Hiç okumayan zaten öğrenemez çok şeyi.

Belli ki sosyal medya bize “Fotoğraf okumasını” öğretmiş. Bunun temelinde de “şöhret” olmak var.

Neyse bu kadar yazmak yeter. Ben varıp biraz okuyayım. Öğrenmek iyidir. Yaşın ne olursa olsun.