Türkülerimiz Anadolu insanının gönül lisanıdır. Bazen en okumuş insanımızın söylediği sözlerden daha veciz cümleler kurar. Bazen çok kısa cümle ile çok şey anlatır.
Biz buna “Anadolu irfanı” da diyoruz. Zaten bu “irfan” ifadesinin altında çok şey vardır. Yani söylerken basit, dinlerken veciz…
Gönül lisanı, ağız lisanına benzemez. İçinde “mantıktan” çok “his” vardır. His dedikse öyle sıradan bir şey değil. Bir nevi “feraset” gibi bir şey. Deneyle, gözlemle elde edilmez. Tecrübeyle edinilir.
Anadolu insanı gönülden sever. Göz ile sevmez. Göz seçicidir. Daha güzelini görünce hemen mukayese yapar. Ardından daha güzeline yönelir. Çünkü “akıl” onu ikna eder. Göz, vefalı değildir.
Gönül kolay tercih yapmaz. Bir kere sever ve hiç vazgeçmez. Göz bilgiye, gönül hisse yakındır. Gözün sınırları vardır. Gönlün sınırı yoktur.
Bu yazının konusu bir Diyarbakır türküsünden alınmıştır. Türkümüz; “Ağlama yar ağlama/ Mavi yazma bağlama” diye başlıyor. Devamında “Mavi yazma tez solar/ Ciğerimi dağlama” diye bitiyor bir bölümü. Burada asıl konu mavi yazmanın solması değil, zaman geçip sevdiğinin yaşlanması.
Türkü “Elmada al olaydın/ Selvide dal olaydın” diye başka bir bölüme geçiyor. Ve devamında “Bana göre yar mı yok/İstedim sen olaydın” diye sonlanıyor.
Burada “Bana göre yar mı yok” sözü; benim gibi biri yarsız kalmaz manasını taşımıyor. Asıl anlatılmak istenen “Sen olsaydın keşke” manasına geliyor. Yani bir kibir ve başkalarını küçümsemenin ötesinde bir arzusunu dile getiriyor. Her şey “istedim” ifadesinde saklı. Bu kah “keşke”, kah çok iyi olurdu, kah sadece ve daha birçok manaları ihtiva eden; söylendiğinden fazlasını kasteden bir kelime.
Türkünün son bölümü “Elma al olanda gel/ Ayva, nar olanda gel” diye başlıyor ve “Hasta oldum gelmedin/ Bari can verende gel" diye nihayete eriyor.
İşte bu son bölümün can alıcı tarafı “bari” kelimesidir. Bu zamana kadar bir defa bile gelmedin. Ömrümün son zamanlarında elmanın al (yaz), ayva ve narın olduğu zaman (güz) olanda gel. Daha bu mevsimler gelmeyebilir. Son umudum son “bahar” veya “son” güz. Hasta oldum bile gelmedin! “Bari” can verende gel!
Hâsılı ölmeden önce bir defa “bari” göreyim diyor.
Bari… Ne hazin kelime bu türküde.
Bari kelimesinin bu kadar içli, bu kadar hüzünlü kullanılacağını kaç kişi düşünmüş olabilir.
Bir Diyarbakırlı düşünmüş, türkü yakmış ve bütün ülke de dinliyor.
Eh ne demeli daha…
Gönül lisanı böyle bir şey işte. Dilden çıkana benzemiyor.
Gönül lisanı; bazen kapanmayan bir yara, bazen delip geçen bir kurşun gibidir.
Biz de bunun üzerine son olarak başka bir Diyarbakır türküsünden alınmış bir mısra ile “bari” bitirelim yazımızı.
“İsterem ki bir gün evvel gelesen…”
Bari…