Bu yazı “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit” yazısıdır.
Geçenlerde elime geçen bir kitabın adı bu. Termeli dört yazar, kendi ilçeleri ile yazdıkları yazıları bir kitap haline getirmişler ve ilçenin tanıtımına katkı sağlamışlardır. Ülkemizin 973 ilçesinden de aynı çalışmayı temenni ederiz.
“Dört Yazarın Kaleminden Terme” adlı eserin yazarları kitaptaki sırası ile Baha rahmi Özen, Ahmet sezgin, Selim Eroğlu ve Yılmaz İmanlık. Ben de bu yazarların kaleme aldıkları yazarlar ile ilgili birkaç kelam etmek istiyorum. Daha önce hemen hemen tamamını Bilgi Gazetesi ve Bilgi Pınarı Dergisi sayfalarında okumuştum. Bu sefer hepsi bir arada yer almış.
İlk yazarımız Baha Rahmi Özen.
Yazarın yazılarının konu başlıkları şöyle: “Kültür Sanat Ve Edebiyat Sohbetevi, Karacalı Köyü Tarihî Ahşap Camii, Dünyada Ölümden Başkası Yalan, Terme’den Bir Mühürdar Geçti, Güzel Bir Adamı uğurlarken, Gayretkeş Bir Öğretmen, Oy Termelim Termeli Santrali Görmeli, Terme’nin Mutlu Prensi, Simetina’nın Gözlerinden Akan Simenit” başlığını taşıyor.
Peki, bu yazılar neyi anlatıyor?
Bu yazılar hülasa olarak; tarihi eserlere olan hassasiyeti, şu an aramızda olmayan kişilere karşı vefayı, bazı değerleri hayatta iken kaleme aldığı için kadirşinaslığı, ilçenin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını, ilçenin tanınmasına katkı sağlayacak unsurları kendi üslubunca kaleme almış.
Mesela Terme’de olmasının ne kadar ehemmiyetli olduğunu dile getiren “Kültür Sanat ve edebiyat sohbetevi” başlıklı yazsı değil sadece Terme bütün ülke için ehemmiyete haiz bir taleptir. Üstad burada yapılması gereken yeri dahi belirtmiş. Günümüzde ışıklı, gösterişli yerler yaparak öne çıkmaya çalışan “Yerel yöneticiler” iş kültüre geldi mi birden lâl kesiliyorlar. Hâlbuki bir yerin inşa edilmesi beş-on sene faydası olurken, kültürel faaliyetler o ilçenin en az bir asrına faydası olur. Atalarımız “Ehemmi mühime tercih etmeli” derken ne kadar doğru söylemiş.
Aramızda yaşamayanlar işin kaleme aldığı yazılar hakkında da şunu diyebilirim: Yazar “Ölen öldü kalan sağlar bizimdir” anlayışından çok vefayı öne çıkarmıştır. Zaten günümüzün muarızlarından biri de vefasızlık değil mi?
Yine atalarımız “Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür şimşir saçlı olur” sözü mucibince biz hayatta olan değerlerimizi yaşarken görmezden geliriz. Rahmi Hoca burada da kadirşinaslık göstermiş.
Tabii bu yazıları geniş olarak ele almak bu sayfalar için mümkün değil. Bazı şeylerin tevilleri de tevile muhtaçtır. Her bir yazı kendi bünyesinde uzun uzun yorumlanması lazım. Bizimkisi hatırlatma babından olup kitabı, kitapta bulunan yazıları ve yazarları başka mecralara taşımak. Başkalarının da örnek alarak buna benzer çalışmalar yapmasını “akla getirmek” olacaktır. Ha, başkaları yapar veya yapmaz. Bir hükümdara “Bu orduya da bir zafer yakışır” diyen kişiye sultanın; “Biz seferle yükümlüyüz, zaferi biz belirleyemeyiz” demesi gibi bir şey yaptığımız.
Biz olan biten güzel şeyleri duyuralım istedik. Kısaca hüsnü zanda bulunduk.
Kitabın bu haliyle vücut bulması çok güzel bir düşünce. Muhtemel bu ve benzeri çalışmalar ilerleyen zamanda yine olacaktır. Ancak ilkler hep öncüdür ve bu hususta da bu kitap bir yol gösterici olacaktır.
Konuyla ilgili kısmetse beş yazı yazmayı düşünüyorum. İlk dördü kitapta bulunan yazarlar ve konular üzerine, son yazı da şahsıma ait kitaba umumi bir bakış halinde olacaktır.
Baha rahmi Özen Hocama sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum.