Uluslararası Basın Konfederasyonu (UBK) olarak, Ankara'da gerçekleştirdiğimiz son ziyaretin ardından meslektaşlarımızdan ve dostlarımızdan çok katmanlı tepkiler aldık. Gerek kişisel mesajlarla gelen övgüler gerekse paylaşımların altına bırakılan sert eleştiriler, aslında Türkiye’deki köklü bir siyasi damarın toplumsal algısını yansıtıyor. Oysa bizim niyetimiz, temellerini 2017’deki ilk buluşmamızda attığımız ve dokuz yıl sonra aynı kararlılıkla sürdürdüğümüz net bir mesleki vizyondu: "Medya Meslek Yasası ve Medya Meslek Birliği" yolculuğuna kurumsal destek sağlamak.
Bir gazeteci olarak 1980 öncesinin sokak olaylarını, 12 Eylül askeri darbesini, 28 Şubat’ı, 27 Nisan’ı ve 15 Temmuz hain darbe girişimini bizzat yaşamış, milletvekilliği aday adaylığı tecrübesi de olan biri olarak, CHP’nin kurumsal yapısına her zaman mesafeli bir gözle baktım. Çünkü bu çatı altında gördüğüm manzara, ekseriyetle bitmek bilmeyen bir iç rekabet, kavga ve kurultay hesapları oldu. Nitekim Türk seçmeni de bu tespiti doğrular nitelikte bir refleks gösterdi; Bülent Ecevit’in “Karaoğlan” rüzgarı estirdiği o kısa dönemler hariç tutulursa, CHP yarım asırdan uzun süredir tek başına iktidar yüzü görmedi, göremedi.
Türkiye, imparatorluk bakiyesi bir cumhuriyettir. Bu toprakların geleneklerini, sosyolojik ve idari kültürünü, inanç ve etnik hassasiyetlerini doğru analiz etmeden iktidar olabilmek mümkün değildir. Ak Parti’nin çeyrek asırlık kesintisiz iktidar sırrı bu analizde gizlidir. Kemal Kılıçdaroğlu da son döneminde İstanbul'da Ekrem İmamoğlu, Ankara'da Mansur Yavaş hamleleriyle ve Altılı Masa ittifakıyla bu toplumsal hassasiyetlere uymaya çalıştı. Ancak asırlık kalıpları bir anda dönüştürmesi mümkün olmadı.
CHP'nin yarım asırlık iktidar arayışını, parti içi güç savaşlarını ve kurumsal hafızasını yer, zaman ve kişi parametreleriyle kronolojik olarak masaya yatırdığımızda karşımıza çıkan tablo tam olarak şudur:
- Kuruluş ve İlk Dönem (1923 - 1938)
Mustafa Kemal Atatürk dönemi
9 Eylül 1923'te kurulan CHP, kurucu lideri Atatürk’ün vefat ettiği 10 Kasım 1938 tarihine kadar devletin kurumsal inşasını tek parti vizyonuyla Ankara'dan yönetti.
- "Milli Şef" ve Kesintisiz Liderlik (1938 - 1972)
İsmet İnönü dönemi
26 Aralık 1938'deki kurultayda genel başkanlığa seçilen İnönü, partiyi tam 34 yıl boyunca aralıksız yönetti. Ancak bu uzun dönem, 1970'lerin başında parti içi ciddi bir fikir ayrılığı ve sivil başkaldırıyla sarsıldı.
- İlk Sivil Devrim: "Karaoğlan" Dönemi (14 Mayıs 1972 - 12 Eylül 1980)
Bülent Ecevit ve İsmet İnönü dönemi
12 Mart 1971 Muhtırası'na askeri vesayet gerekçesiyle karşı çıkan Genel Sekreter Bülent Ecevit, İnönü ile ters düşerek istifa etti. 6-7 Mayıs 1972'deki 5. Olağanüstü Kurultay'da İnönü'nün "Ya ben, ya Ecevit!" restine karşı delege Ecevit’in ekibine güvenoyu verdi. İnönü’nün istifası üzerine 14 Mayıs 1972'deki 6. Olağanüstü Kurultay'da Ecevit, CHP’nin 3. Genel Başkanı oldu ve partiye halka dayanan sivil, sosyal demokrat ("Ortanın Solu") yeni bir kimlik kazandırdı. Bu dönem, 12 Eylül 1980 darbesiyle partinin kapatılmasına kadar sürdü.
- Darbe Sonrası Arayışlar ve Halkçı Parti (20 Mayıs 1983)
Necdet Calp dönemi
12 Eylül askeri rejiminin tüm partileri kapatmasının ardından, askeri yönetimin icazeti ve sınırlandırmaları dahilinde merkez solu temsil etmek üzere Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp öncülüğünde Halkçı Parti (HP) kuruldu. Askeri vesayetin gölgesindeki 1983 seçimlerinde ana muhalefet olmayı başardı.
- Solun Birleşmesi ve SHP Dönemi (1985 - 1986)
Erdal İnönü ve Aydın Güven Gürkan dönemi
2 Kasım 1985'te HP, adını Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) olarak değiştirdi; askeri vetoları aşan Erdal İnönü liderliğindeki SODEP de bu çatıya katıldı. Yapılan protokollerin ardından 1986 yılındaki kurultayda Erdal İnönü, SHP’nin tek genel başkanı seçilerek merkez solun yeni lideri oldu.
- Küllerinden Doğan CHP ve Baykal Dönemi (9 Eylül 1992)
Deniz Baykal dönemi
Eski partilerin açılmasına izin veren yasal düzenleme sonrası, SHP içi muhalefetin lideri Deniz Baykal, 9 Eylül 1992'de tarihi kurultayı toplayarak CHP'yi amblemi ve kurumsal kimliğiyle yeniden açtı. Erdal İnönü ve SHP yönetimi ise o dönem hükümet ortağı olmanın getirdiği statüko ile bu bölünmeye mesafeli yaklaştı. Baykal, kesintilerle birlikte toplam 15 yıl 8 ay boyunca bu koltukta kaldı.
- En Gergin, Kavgalı ve Kanlı Kurultay (29 - 30 Ocak 2005)
Deniz Baykal ve Mustafa Sarıgül dönemi
CHP tarihinin en travmatik virajı 13. Olağanüstü Kurultay oldu. Dönemin Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün Baykal’ın karşısına çıktığı bu kongrede salonda sandalyeler havada uçuştu, divan kuruluna fiziki saldırılar gerçekleşti. Baykal, % 59.44 delege oyuyla koltuğunu korudu ancak parti içi demokrasi derin bir yara aldı.
- Kaset Skandalı ve "Kılıçdaroğlu" Dönemi (10 - 22 Mayıs 2010)
Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu dönemi
Süreç: Mayıs 2010'da sızdırılan kaset komplosunun ardından Deniz Baykal, 10 Mayıs'ta istifa etmek zorunda kaldı. 22 Mayıs 2010'daki 33. Olağan Kurultay'da örgütün ve delege iradesinin tam mutabakatıyla Kemal Kılıçdaroğlu, karşısına hiçbir rakip çıkmadan CHP’nin 7. Genel Başkanı seçildi.
- İttifaklar, Arayışlar ve Dönüşüm (2010 - 2023)
Kemal Kılıçdaroğlu dönemi
Kılıçdaroğlu, 13 buçuk yıllık liderliği boyunca 7 olağan, 6 olağanüstü kurultay yönetti. Görev süresine 5 genel, 3 yerel, 3 cumhurbaşkanlığı seçimi ve 1 referandum sığdırdı. 2014’te Ekmeleddin İhsanoğlu ve 2018’de Muharrem İnce hamleleri muhafazakar/milliyetçi bloktaki kırılmaları tamir etmeye yetmedi. 2023’te bizzat aday olduğu Millet İttifakı süreci ise masa krizleri ve kurumsal bagajlar sebebiyle hüsranla sonuçlandı. Nihayetinde Kasım 2023’teki 38. Olağan Kurultay’da koltuğu Özgür Özel’e devretti.
İktidarın Anahtarı Kimin Elinde?
Tarihsel akışın net bir şekilde ortaya koyduğu üzere, CHP'nin temel problemi vizyonsuzluk değil; kurumsal enerjisini dışa, yani millete yöneltmek yerine sürekli içe, kurultay hesaplarına ve klik savaşlarına harcamasıdır. Demokrasinin gereği olarak kongre bittikten sonra kazanan liderin arkasında kilitlenmek yerine, ertesi gün bir sonraki kurultayın hesaplarını yapma geleneği, bu partiyi kronik bir muhalefet sarmalına hapsetmiştir.
Yaşanan son hukuki süreç ve yargının "mutlak butlan" kararı sonrası Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık makamına dönüşü, hafızalardaki bu kurultaylar ve rekabetler zincirine yeni bir halka eklemiştir. Bizim UBK olarak kendisini ziyaretimiz tamamen mesleki bir gelecek inşası odaklı olsa da kamuoyunun bunu hemen "iç siyaset" penceresinden tartışmaya açması, partinin tarihsel imajının doğal bir sonucudur.
Artık çok net bir siyasi realiteyle karşı karşıyayız: CHP’nin Türkiye’de iktidar olabilmesi, kendi dinamiklerinden ziyade tamamen Ak Parti’nin performansına bağlıdır. Ne zaman ki Ak Parti kendi içindeki değişim ve dönüşümü sağlayamaz, kendini yenileyemez, iç hesaplaşmalarla milleti unutup körelirse; işte o zaman CHP için iktidar olma fırsatı doğabilir. O güne kadar kurultay salonlarında yankılanan seslerin ve kurulması muhtemel yeni parti ve çabalarının, yakın tarihimizden örneklerini sıraladığımız Ana Muhalefet olmaktan öteye başarısı neredeyse imkansızdır.