Hayatın bizi getirdiği duraklar, çoğunlukla çocukluğumuzun ve ilk gençliğimizin geçtiği o patika yollarda gizlidir. Bugün burada, DVT Haber Ajansı çatısı altında yeni bir yolculuğun ilk adımı için kalemi elime aldığımda, zihnim beni yarım asır öncesine, çocukluğumun en saf günlerine geri götürdü.
Babamın memuriyeti dolayısıyla çocukluğum Akkuş’ta geçti. Lise yıllarıma kadar bu güzel ilçede yaşadım, büyüdüm ve okudum. Bilmeyenler ya da hafızasını tazelemek isteyenler için Akkuş’a dair kısa bir tasvir yapayım:
Akkuş, Ünye’ye yaklaşık 60 kilometre mesafede; o zamanlar bünyesinde kereste fabrikası da barındıran, yeşilliklerin ve ağırlıkta kayın ormanlarının süslediği saklı bir cennet gibidir. Kışın Erzurum’un çetin karlarını aratmayan, 1.600 metre yüksekliğiyle ilçeyi yukarıdan süzünen Argan Dağı ve Yaylası’yla meşhurdur. İnsanları cana yakın, yardımsever; varlığı da yokluğu da paylaşmasını bilen, o dönemler 2.000 nüfuslu şirin mi şirin bir ilçe. O gün bugün Akkuş’un havası da insanı da bana hiç kokmadı, hep evim gibi kaldı. Kaymakamından eski ve yeni belediye başkanlarına, esnafından cami cemaatine varıncaya kadar baba dostlarım ve çocukluk arkadaşlarımla halen çok sıkı bir dostluğumuz, bitmeyen bir muhabbetimiz devam eder.
Akkuş İlkokulu ve Zihnime Kazınan Üç Büyük İz
İşte o şirin ilçede Akkuş İlkokulu’na gidiyordum. 1970’li yılların ortalarıydı. Bugün geriye dönüp baktığımda, o döneme dair hafızamda silinmez izler bırakan ve bugünkü yazıma da ilham veren üç temel hatıra canlanıyor gözümde:
Birincisi; kış mevsimlerinde bazen insan boyunu aşan, daha önce hiçbir aracın geçmediği o karlı yolları yara yara, bazen de neşeyle kızak kayarak Akkuş İlkokulu’na gitme gayretimdi.
İkincisi; 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na katılmak için can atan, cepheye gönüllü giden gençleri davul zurna eşliğinde, coşkulu horonlarla uğurlayan o kalabalığın arasında olmamdı. O yaşlarda tam olarak ne olduğunu kavrayamadığım ama ruhunu hissettiğim muazzam bir vatanseverlik eğlencesiydi bu.
Üçüncüsü ise; ilçeye çoğu zaman günaşırı, bazen de haftada bir gelebilen gazeteleri günlerine göre titizlikle tasnif edip, her gün en az bir tanesini sırasıyla, satır satır okuma tutkumdu.
Anlayacağınız; yazıya, şiire, okumaya ve yazmaya olan merakım tam da o karlı Akkuş günlerinde başladı.
Lise eğitimi için Ünye’ye gittiğimde okul harçlığımı çıkarmak adına abonelere gazete dağıtmaya, yani sokak sokak gazete dağıtıcılığı yapmaya başladım. Derken, her gün dağıtımını yaptığım o gazetenin sayfalarında gözüme çarpan "Muhabir aranıyor" ilanı hayatımın dönüm noktası oldu. 1982 yılının o eylül ayında muhabirliğe adım attım. Bu bir tevafuk mu, yoksa tatlı bir tesadüf mü? Cevabı halen bende netleşmemiş, gizemli bir soru işareti olarak durur.
Kırk Yılı Aşan Meslek Aşkı
Okumayı ve yazmayı çok sevmiştim. Muhabir olunca, hayatta tam olarak ait olduğum işi bulduğumu düşündüm. Ne kadar doğru düşündüğümü zaman gösterdi; zira 1983 yılında Erzurum’a üniversite tahsili için gittiğimde de, sonrasındaki tüm hayatım boyunca da muhabirliği ve gazeteciliği hiç bırakmadım. Doğru yapmış olmalıyım ki, bugün arkama dönüp baktığımda tam 44 yıldır hâlâ aynı aşkla gazeteciyim.
Akkuş’ta haftalık haftalık efsanevi Ufuk Gazetesi’nin makalelerini okuyarak, Ünye’de o günkü Sabah Gazetesi’ni koklayarak ve abonelerine dağıtarak başladığım bu uzun yolculukta; sırasıyla Erzurum, Ankara, Ünye, Samsun ve sonra yeniden Ankara yıllarım oldu. Bu süreçte biriktirdiğim, yaşadığım tüm o değerli gazetecilik anılarını, şu sıralar bitirme aşamasında olduğum nehir söyleşi/anı kitabıma saklıyorum. Bugün ise size, tüm bu birikimin ve yaşanmışlığın neticesinde ulaştığımız o son noktayı; yeni heyecanımız olan Demokrasi ve Sivil Toplum Haber Ajansı’nı, yani kısa adıyla DVT HABER’i anlatmak istiyorum.
Neden DVT HABER?
Bugün Türkiye’de DHA’sından İHA’sına, ANKA’sından diğer tüm ulusal ve yerel ajanslara varıncaya kadar onlarca haber ajansı, binlerce haber sitesi var. Kuşkusuz hepsi mesleğimize hizmet etmeye çalışıyor; ancak doğaları gereği ticari kaygılar ve öncelikler taşıyorlar. Sivil toplumun kendi dinamikleriyle kurduğu, ticari kaygılardan uzak, doğrudan sivil topluma ve özelde medya sektörüne rehberlik edip hizmet sunan bir haber sitesi ve ajansı —amatör birkaç girişimi saymazsak— maalesef yoktu.
Bizler, genelde sivil toplumun, özellikle de medyanın bu alandaki kronikleşmiş büyük açığını kapatmak adına, Uluslararası Basın Konfederasyonu (UBK) ve Tüm İletişim ve Medya Federasyonu (TİMEF) olarak kolları sıvadık. Sahibi, yayın yönetmeni, yazı işleri müdürü, reklam koordinatörü ve tüm çalışanları doğrudan Uluslararası Basın Konfederasyonu’nun yönetim kurulundan ve üyelerinden oluşan, tamamen mesleki bir dayanışma ürünü olan DVT HABER’i hayata geçirdik.
Şimdi akıllarda şu sorular olabilir: DVT HABER ve Ajansı nasıl çalışacak? Neler yapacak? İllerde ve bölgelerde nerelerde, nasıl bürolar açacak? Muhabirleri kimler olacak? "STK Gazeteciliği" literatüre nasıl işlenecek ve bu ajans nihai hedefine ne zaman ulaşacak?
Bu hafta sonu sizi daha fazla ayrıntıyla sıkmamak, hem de pazar gününün o dingin ruhuna saygı göstermek adına, bu can alıcı soruların cevaplarını yarına saklıyorum. Yarın yeniden bu köşede görüşüp, kaldığımız yerden hikayeyi tamamlamak üzere yazımı burada noktalıyorum.
Tüm okurlarımıza huzurlu, keyifli ve iyi hafta sonları dilerim.