Hayatımıza nereden ve nasıl girmiş bilmem ama “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur” diye bir söz var.

Bence yanlış bir söz.

Gözden ırak olunur ama gönülden ırak olunmaz.

Nasıl olunsun ki? Madem bir gönülde yer almışsın, illa hep görünce mi hatırlayacak insan. Şayet hatırlamak için görmek gerekirse ona gönle girmek değil ancak göze girmek denir.

İnsan sevdiklerini unutur mu hiç?

Gönül denilen yer aslında sadece sevginin değil vefanın da evidir. Edebiyatımızda da hayatımızda da çok kullanılan bir tabirdir gönül. İşin en güzel tarafı “gönül” kelimesi hiçbir dile çevrilemez. Tamamen Türkçe ve tamamen bize ait.

Gözden düşülür ama gönülden düşülmez. Gönül evi muhafazalıdır. Orası sadakatin ve kadirşinaslığın mekânıdır.

Gönül hile yapmaz.

Bu kadar girişin ardından sadede gelelim.

Her insanın zorlandığı bir tabiat şekli vardır. Benim de var. Oldum olası yaz mevsimi huzurumu kaçırır. Hele yazın Karadeniz Bölgesi vilayetlerinden birindeysem belli zaman sonra psikolojim bile bozulur. Bu elimde olan bir şey değil. Vücudum istemiyor.

Ben de her yaz geldiğinde en az nasıl hareket edilir ona göre bir hayat tarzına geçiyorum. Tabii gün boyu evde de durulmuyor. Hem evin rutubetinden biraz uzaklaşmak, hem bazı arkadaşlarımı görmek hem de rahat rahat okumak için Tilla Çay Bahçesi mekânım oldu.

Adı geçen yere gelenler kapalı yerleri değil de bahçeyi tercih ediyorlar. Ben de durumdan istifade edip tesisin iç mekânında, denize bakan bir yere kendimi atıyorum elimdeki kitapları okuyorum. İçeri kimse gelmediği için yaklaşık dört saat gibi bir süre okuma ve yazma fırsatım oluyor.

Tabii mevsimin özelliğinden dolayı çalışanları sayıları artıyor. Bu da yeni kişilerle tanışma anlamına geliyor. Tilla’da çok kişi mevsimlik olarak çalışıp yaz bitiminde yine eski haline dönüyor.

Orada tanıdıklarımdan bazıları başka tesislerde görev alıyor. Ben de elimden geldiği kadar o kişileri ziyaret ediyorum. Çünkü benim kitabımda “Gelen ağam giden paşam” gibi bir cümle yok. Benim tanıdığım, iki kelime de olsa sohbet ettiğim her kişi çok önemlidir. İşte bundan dolayı Sevgi Gürel’i ziyaret etmek için At Çiftliği olarak bilinen tesise gittim.

Aslına bakılırsa o tesis bana çok uzak. Ben sadece bir ziyaret olsun diye gitmişken başka kişilerle de tanıştım. Bunlar hakkında da bazı yazılar yazmıştım. Ancak uzun süren yaz günleri içinde kâh dünya meşgalesi, kâh başka yerlere seyahat etme, kâh gelen misafirler derken ziyaret arası biraz uzadı.

Hâlbuki At Çiftliği olarak bilinen yerde zaman içinde tanıdıklarım oldu. Ayaküstü sohbetler edip latifeler yaptık. Yani kısa sürede kaynaştık. Madem dost olduk, dostlar ziyaret edilmeli diye düşündüm. Ancak işin gecikme sebebini bir yazıyla önceden haber verelim istedik.

Adı geçen tesiste Songül Ayhan, Sema Doğan, Gözde Haznedar, Alperen Bulat ve Sevda Dağdeviren ile de tanıştık. Bende her birinin yeri ayrı. Tabii Sevgi Gürel tanışmamıza vesile olan kişiydi. O da bu tanışmanın öncüsü oldu.

Yukarıda adı geçen herkes benim için çok önemli. Bu süre içinde hala aynı yerdeler mi bilmiyorum. Aynı yerdelerse onları yakında yine ziyaret edeceğim. Değillerse kendilerine yeni hayatlarında sağlıklı, huzurlu ve bol kazançlı bir gelecek dilerim.

Mevsim kışa dönüyor. Gittiğimde yer olursa kitaplarımı orada da okuma şansına sahip olabilirim. Tabii ziyaretlerin bıkkınlık vermemesi lazım.

Tesiste tanıdıklarımın dışında da görev yapan herkesi muhabbetle selamlarım. En yakın zamanda görüşmek umuduyla herkese en kalbi selamlarımı sunuyorum.