Ne zaman Ankara’ya uğrasam kaldığım süre içinde ikamet ettiğim yere yakın bazı okulları da ziyaret ederim.
Fiili olarak 39 seneye yakın eğitim camiası içinde olduğum için okullar bana hep yakın gelmiştir. Ne de olsa karşılaştığım yerlerde; öğrenciler, öğretmenler, idareciler ve diğer personeller bulunur.
Atalarımız “Bülbülün yüz türküsü varmış, doksanı gül üzerineymiş” demesi gibi benim de yabancı bir yere gittiğimde uğradığım yerlerdendir okullar. İstisnai sayılabilecek sayıda bana “Ne maksatla buralara geldin diyen” idareciler olsa da azınlık bile sayılamayacak kadar ancak varlar.
Ankara’da en son bulunduğum zaman eylül ayının son haftasıydı. Müsait bir zamanda daha önce ziyaret ettiğim dört okula tekrar uğramak istedim. Mevzuat icabı bazı idareciler “rotasyon” denilen mücbir sebepten dolayı yer değiştirmiş oluyorlar. Bazen de “muhtelif” sebeplerden başka yerde olabiliyor. Ben daha önce uğradığım bu okullarda sonradan tanıştığım kişileri ziyaret maksadıyla yanlarına uğruyorum.
İşte son olarak Ankara’ya uğradığımda yolum bazı okullarla birlikte Osmangazi Anadolu Lisesine yine düştü. Orada tanıdığım tek kişi Hakan Altay’dı. Hakan Altay ile okulu ilk ziyaret ettiğim zaman tanışmıştım. Kendisinin Tirebolulu olması ziyaretimde önemli etken oluyordu. Ben Orduluyum ve Tirebolu ile aynı coğrafyayı paylaşmanın dışında Tirebolu’ya özel bir ilgim var. Kültürümüzde “İlk göz ağrısı” diye diye bir söz vardır. Tirebolu benim meslekte ilk göz ağrım olan bir ilçeydi.
Osmangazi Anadolu Lisesine daha önce dört daha uğramıştım. Hakan Altay Bey ile orada tanıştım. Daha sonra şimdi o okuldan emekli olan Gülay Arıcı Hanımefendi ile tanışmış ikinci defa görüşemeden emekliye ayrılmıştı.
Hakan Altay ile hem meslek, hem hayat, hem Karadeniz, hem de Tirebolu üzerine konuştuk. Kulakları çınladı mı bilmem ama Gülay Arıcı Hanımefendi’yi de andık. İyi insanların anılması ve onlarla ilgili güzel hatıraları yâd etmek bile insana katkı sağlıyor.
Hakan Altay yılların tecrübesi ve kendi mahareti ile işini yapıyordu. Orası bir devlet dairesi olması ve mesai saatleri içinde olması dolayısı ile mekânı kişiyi fazla meşgul etmemek gerektiğini eski bir eğitimci olarak bilmem gerekiyor.
Günümüzde cep telefonlarının mahareti ile fotoğraf çekmek adettendi. Bu o günü kayıt altına almak demekti, ancak o an orada olmayanlara telefonun da yapacağı bir şey yoktu. Biz önce Hakan Bey ile günün hatırası olarak fotoğraf çektirdik. Gıyabında güzel şeyler bahsettiğimiz güzel insan Gülay Arıcı Hanımefendi’yi de hatırladığımızın bir vesikası olarak bu satırlarda kendisine yer vermek istedik.
Eskilerin “Söz uçar yazı kalır” misali biz de özellikle güzel anların hatırına ve dahi bir vefa örneği olarak Hakan Altay Beyefendi ve Gülay Arıcı Hanımefendiyi satırlarımıza alalım istedik. Yine atalarımız “Çoban armağanı çam sakızı” misali bizim de teşekkürümüz ve hatırlamamız “kalem” ile olmaktadır.
Son olarak, okulun yeni açılmış olması ve onca işin arasında bizimle alakadar olan Hakan Altay’a çok teşekkür ederim. Kendisine görevinde başarılar dilerim. Yine Gülay Arıcı Hanımefendi’ye de sağlıklı, huzurlu ve gönlünce bir gelecek diliyorum.
Ziyaretler he zaman beden ile hatırlamalar ise hafıza ile olmaz. Mühim olan bazı ziyaretleri ve hatırlamalı “gönül” ile yapmasını bilmektir.
Ne demiş Koca Yunus: “Dostun evi gönüllerdir.”