Çok savaşlara sahne oldu bu dünya. Savaşlara bir takım isimler verildi. Yüzyıl Savaşları, Cihan Harbi, Balkan Harbi, Haçlı Savaşları vs…
Tarih kitaplarında savaşlar; kazanan ve kaybeden olarak yer aldı. Son derece kolay bir ifaydı bu. Şu taraf ile bu taraf arasında yapılan, şu kadar gün süren ve toplam şu kadar kişinin öldüğü savaşın sonunda filan taraf kazanmıştır.
Bazen kaybeden taraf aynı adla dünya sahnesinde yer almazken, bazıları da isim değişikliği ile yoluna devam etti.
Kitaplar savaşın sebep ve sonuçları üzerine yazıldı. O savaşlarda birçok insan hayatını kaybetmiştir. Yani kimin kazanıp kimin kaybettiğini bilmemektedir. Biz çok zaman sonra “Benim dedem, filanca cephede şehit oldu” diye vaziyeti anlatırken biraz da övünürüz. Çünkü şehit olan “onun” dedesi. Böyle bir paye dünya mekânında mühim.
Her asır mutlaka bir savaş görmüştür. Bütün savaşlar ateşli silahlarla yapılır. Namludan çıkan her isabetli kurşun kaybedilmiş bir candır. Kısaca hayata veda etmektir.
Savaş sonrası işin tahlilini yapan uzmanlar savaşın önce sebepleri üzerinde durur. Sonra da sonuçlarının ne olabileceği üzerine konuşmalar yapar.
Her isabetli kurşun yitirilen bir candır. Savaş devam ettiği müddetçe hep böyle olur. Ne zaman iki taraf harp meydanından çekilir, o zaman taraflar ne kayıp verdiğini araştırır.
On binlerin öldüğü savaşlar olmuştur dünyada. O kadar kişi hayat ilke irtibatı koparken bazı kadınlar dul, bazı çocuklar babasız ama bütün analar en az bir evladını kaybetmiştir. Savaşı tahlil edenler bunlardan bahsetmez pek.
Bu savaşların çıkma sebebi “kelimelerdir” aslında. Çünkü tarafları birbirine kırdıran birbirleriyle anlaşamamalarından meydana gelir. Günümüzde “diplomasi” denilen şey tarafları birbirlerine kırdırmamaya yeterli olamamıştır. Hatta bilerek veya bilmeyerek tahrik bile vardır bu söz düellosunda.
Kimse silahını alıp cepheye koşmaz. Savaş öncesi yapılması ve yapılmaması gereken şeyler yapılmış ve söylenmiştir. İşte “söylenen” bu sözlerde yer alan “kelimeler” vaziyeti yatıştırmaya kâfi gelmezse “kıyım” başlamıştır.
Biz savaşı silahlarla yapıldığını düşünürüz hep. O silahları ele alması için kelimeleri ona göre seçeriz. Yani kelimeler bir “Kitle imha silahı” olmuştur nihayetinde. Bu imha işi savaşın ardından da sürer. Bu sefer savaşın mesuliyetini üzerine almamak için yine konuşur taraflar. Bazen anlaşmak için konuşurken yeni bir savaş hazırlığı daha başlar.
Bir de bu konuşmalar, yazılı metne döküldüyse asırlar süren bir husumet devam eder. Artık tarafların bir sonraki nesli de husumetlerini kelimeler ile yansıtır kamuoyuna.
Savaşlarda birçok canı hayattan koparan kurşunların yarası sarılmaya çalışılırken, bu sefer kelimeler gire devreye. Husumeti körükleyen açıklamalar, yayınlar yer alır hayatımızda. Ülküler, hedefler kelimeler ile açıklanır bir sonraki nesle. Vaatler de…
Siz kelimeleri o kadar masum sanmayınız. Hedefini bulmayan kurşunun bir zararı olmaz. Yazıya dökülmüş kelimeler senelerce kalır hayatımızda.
Kelimeler doğru kullanılmazsa, dünya var oldukça bazı hırsları körükleyecek, bazı acıları taze tutacak, bazı kayıpların öncülüğünü veya hazırlığını yapacaktır.
Kelimelerimize sahip çıkmalıyız. Dert de olur derman da.
Rahmeti dedem “Dünya kalem ile kılıcın arasındadır” derdi. Umarım kalemin yazdığı kılıca ihtiyaç bırakmaz. Çünkü kelimeler güçlü bir kitle imha mermileridir.