Biz dert sahibi olmak veya dertli olmak…

Sanki biri diğerinin aynısıymış gibi duruyor; dert sahibi ile dertli olmak…

“Derdimin dermanı yok mu” sorusunu sormayan yok mu? Hemen hemen “dert” diye adlandırılan “şey” neyse çaresi bulunduktan sonra bile her hatırladığımızda “neler çekmiştim neler” diye iç geçirmez mi insan?

Hangi 'derman' derdi tamamen ortadan kaldırabilir? 'Geçti' demek bile yaşanılanların dile gelmesidir ki ruhu acıtır…

Dert tamamıyla geçen bir şey değildir.

Siz sıkıntılarınızı atlatabilir, hastalıklardan kurtulabilir, iş sahibi olabilirsiniz. Hatta arzu ettiğiniz her şeye kavuşma imkânınız dahi olabilir. İşte burada zaman ne kadar çok uzarsa, bıraktığı “iz” de o kadar fazla olur.

“Tüh”ler ve “keşke”ler zaman içerisinde yerini “cızzz”lara bırakır.

“Cızzz”lar hayatımız da en büyük dertlerdir ki onun artık çaresi yoktur…

“Sel gider kum kalır misali” bazı şeyler geriye “bazı” şeyleri de bırakır. İşte o geriye kalan bir kısmı “keşke”lerin sonucu dur ki ardından “sızı”lar ve “tüh”ler kalır.

Geçti…

Yani vardı…

Şimdi yok…

Peki, nerden aklına geldi?

“Geçti” lafzı “vardı”nın bir başka ifadesidir?

Hakikaten geçti mi?

Geçen o şey neyse her hatırladığında sende bir şeyler bırakmadı mı? Neticesi güzel olsa bile “halâ o günleri andıkça içim ürperiyor” sözleri bir şeyin tamamen “geçmiş” olması mıdır?”

Geçmiş iyisiyle kötüsüyle bir izi bırakır. İyi şeyleri bile “hey gidi günler” diye yâd ederken; kötü olanları atlatmış olsak dahi “hatırlamak” istemiyorum şeklinde ifade etmez miyiz?

Ya gerçekleşmeyenleri…

Keşke…

Tüh…

Veya,

Cızzz…