Yaklaşık beş senedir aralıksız uğradığım bir yer. Buraya gelenler tamamen halkın içinden insanlar. İstisnaları saymazsak gelenler içimizden birileri. Zaten kimseyi beğenmeyen tipler bu tür yerlere uğramazlar.
Buraya uğradığımdan beri ister çalışanlar olsun, ister müşteriler olsun çok kişi tanıdım. Bu kişilerin arasında her türlü insan olur. Ancak can sıkacak kadar olanı başka tesislere göre daha az.
Bu sıklıkta gelinince ister istemez çok farklı bilgilere, gözlemlere sahip oluyor insan. Şunu samimi olarak söyleyeyim, Tilla adı verilen bu tesisin romanını bile yazabilirim.
Son yaz, yani; haziran, temmuz, ağustos ve eylül aylarında tam 23 kitap okudum. Çünkü her gün saat 14.00 sularında gelir, tam dört saat 7 veya 8 numaralı masada okur ve yazarım. Haliyle çok kişiyi de gözlemlemiş olurum.
Mevsim şartlarına göre yazın çalışan görevli sayısı fazla olur. Çünkü tesisin hem açık alanda hem de içeride oturma yerleri var. Vatandaşlar haliyle dışarıyı tercih ediyor. Kış boyu evlerinde ve iş yerlerinde bulunan kişiler günün belli saatlerinde Karadeniz’e karşı çay eşliğinde sohbet etmenin keyfinin bir başka olduğunu biliyor.
Yukarıda da bahsettiğim gibi romanını yazacak kadar bilgiye sahip olduğum yer için kısa bir yazı yazmak çok zor. Ben yine de bir deneyeceğim.
Önce mutfaktan başlamak istiyorum. Mutfak, kimsenin kimseyle birebir muhatap olmadığı bir yer. Ben ne hikmettir nerede olursam olayım, hangi tesis olursa olsun işin mutfağında olanlara hususi bir saygım vardır. İşlerini yaparlar. Kimseyle irtibat kurma şansları yoktur. Belli bir alanda günü doldururlar ve alınlarının teriyle helalinden rızıklarını kazanırlar.
İnsanın iki kelem etmeye hakkı yok mudur? Vardır elbette. Ancak mutfak görevlileri mesai arkadaşlarının dışında kimseyle sohbet etme imkânı yoktur. Hele bazı vakitlerde başını kaşımaya bile vakitleri olmaz. Biz ne yaparız o zaman? Ne olacak çayımızı yudumlar, başka ne sipariş vermişsek onunla meşgul oluruz. Ancak çalışanları hiç aklımıza getirmeyiz bile.
Her tesise geldiğimde mutfakta çalışanlar için dua etmişimdir. Çünkü elimden gelen budur. Onlar tesisin görünmez kahramanlarıdır. Beni mazur görsünler yarınlara bir hatıra kalması açısından kendilerine isim isim teşekkür etmek isterim. Ayşe Mangırcı, Nagehan Bal ve Fatma Bozloğan tesisin yükünü çekenlerden. Hepsinden helallik isterim. Çünkü önüme temiz bardak içinde gelen çay önce orada işlem görüyor. Haklarını helal etsinler. Aralarından kim kalır kim ayrılır bilmem ama dünya zaten bir ayrılık yeri değil mi?
Tesisin iki delikanlısı Salih Koç ve Emrah Türk’e gelince. Her biriyle kısa da olsa sohbet etmişliğim var. İkisi de değil Tilla, daha karmaşık yapıya sahip tesislerde bile hakkıyla çalışacak kapasitede. Her şeyden önemlisi insani yapıları son derece iyi. O kadar süre içinde bir defa bile olsa bir tartışmanın içinde görmedim. Ne yalan söyleyeyim tesisin etkili ve yetkili sorumlusu olsam çok daha iyi şartlarda görev veririm kendilerine. Bunu da hak ediyorlar.
Kasiyer olarak vazifeli olan Hacer Çam yerine yakışmış. Kendisinin şiir ve güzel sanatlara yatkın olduğunu biliyorum. Her ne kadar benim çalıştırdığım grupta değilse de kendilerini şiir çalışmalarından tanıyorum. Yaz ayları boyunca başka bir tesiste görev verildiği için gözlerimiz aramış olsa da tekrar geri döndü.
Tesisin diğer görevlilerine gelince. Burada diğer derken sadece yaptıkları işe göre değil, duruşlarıyla da farklı olanlar var. Bunlardan biri de Arzu Tokuç. Bence örnek alınması gerekli biri. Bir insanın eli her şeye bu kadar mı yakışır? Zaten tavırlarıyla orada geçici olarak bulunanlara mükemmel bir örnek. Kendisine saygı duyuluyor. Bu dışarıdan kolay fark ediliyor. Bazen abla, bazen anne, bazen kardeş bazen lider… Yanındakilere “emretmeden” rehberlik yapıyor. Olmadığı zaman ilk fark edilenlerden biri. Bir nevi tesisin temel direklerinden. Tesiste gerektiği yerde bulunuyor. Çok kısa bir zamanda bir mekânı dolaşabiliyor. Emeklerinden dolayı teşekkür ederim. Umarım yöneticileri de bunu görür.
Gelelim Büşra Özdemir’e. Öncelikle şunu belirtmek isterim. Sessiz ve telaşsız işini yapıyor. Ayrıca kültürel olarak farklı olduğuna şahitliğim var. Bazen en kısa cümle ile meramını anlatabiliyor. Bazı sorularıma mantıklı ve mükemmel cevaplar verdi. Belli ki aldığı eğitim boşuna değilmiş. Dedim ya çok yazmaya yerim yok.
Neslihan Tombul’u sadece yaz boyu gördüm. Kısa süreli de olsa kitaplarım ve benzer konularda ayaküstü sohbetimiz oldu. Hatırımda kalacak olan en önemli yanı çok emin yürümesi. İşini yaparken önüne bile bakmadan hedefine ulaşıyor. Az konuşur. Tanıdığım süre içinde işinde bir aksama olmadı. Biraz kalemlerim dikkatini çektiyse de bile zaten kalemlerimi tesiste bulunan çok kişi biliyor. Kendisine görevde kaldığı süre içinde yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkür ederim.
Son olarak Nisanur Ünyeli’den bahsedeyim. Tesisin en hızlı görevlisiydi. Göz açıp kapayana kadar bir yerden başka bir yere gitmiş olabilir. Bu özelliğini müşteriler de biliyor olmalı ki ona “Self Servis” diyenler bile oldu. Hatta gülen surat, gülücük gibi tabirlerde bulunan kişilerin de olduğunu biliyorum. Kendisine teşekkür eder, bundan sonraki hayatında başarılar dilerim
Dedim ya yerim dar. Maalesef burada son veriyorum şimdilik. Bundan sonda kişileri bir arada değil de grup grup ele alırım. Tilla’da görev yapan herkese en kalbi muhabbetlerimi sunarım. Hepsine sağlıklı, huzurlu ve gönüllerince bir gelecek dilerim.