Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanılan vergi adaletsizliğini ve bu yüzden yaşanılan sorunları ele aldığım bir önceki yazımı:
“Fon krizini yaratanlar, yaşatanlar, bundan milyarlarca lira rant sağlayanlar ile ilgili olarak;
Reis ne yapsın? Adam sandıkları bir yana, adam ettikleri bile dünya hırsı ile hayal kırıklığı…
“Sandık üstünde sandık
Baştan aşağı yandık
Tuttuk da gönül verdik
Adam evladı sandık…
tekerlemesi ile bitirmiş, “devamı gelecek yazımda” demiştim.
İşte O Devam Yazım
Türkiye ekonomisinde hiç değişmeyen, ortalama üç yılda bir tekrarlanan tanıdık bir ayin vardır:
Meclis koridorlarından yansıyan;
“Devletten Müjde: Vergi ve SGK Borçlarına Büyük Yapılandırma!” manşetleri…
Kamu idaresi kasaya taze bir likidite akışı sağlama umuduyla,
Borç yükü altında ezilen esnaf ise tıkandığı noktada derin bir nefes alma hayaliyle bu paketlere sarılır.
Bundan önceki yazımda bahsi geçen bizim Veli amca da her defasında o umuda sarılanlardan biriydi.
Pandemiden bu yana işleri bir türlü dikiş tutmayan Veli Amca, ne zaman haberlerde yeni bir kanun numarası duyduysa (6111, 6736, 7143, 7256, 7440…), umutla vergi dairesinin yolunu tuttu.
Başvuru oranları, kağıt üzerinde bakıldığında her zaman %90’ları buldu.
Her seferinde, bu başvuranların ödemeleri ile devasa borç dağlarının eritileceği müjdelendi.
Ancak Veli amca ve onun gibi yüz binlerce mükellef için acı gerçek, ilk birkaç taksitten sonra ortaya çıkardı.
Son 20-25 yıl içerisinde:
- Kağıt üstündeki devasa başvurulara rağmen, taksitleri sonuna kadar aksatmadan ödeyip borcunu tamamen kapatabilenlerin oranı %20 ila %35 bandında sıkışıp kaldı.
Mükellef sırf bankadaki haczi kaldırmak, ihaleye girebilmek veya "borcu yoktur" belgesi alabilmek için ilk bir iki taksidi bir şekilde denkledi, ödedi; takip eden aylarda ise sistemden koptu.
Sürekli tekrarlanan aflar, borcunu günü gününe ödeyen dürüst mükellefin direncini kırarken; ödeyemeyene de "Nasıl olsa yenisi gelir" dedirtilerek, sistemik bir beklenti tuzağı yaratıldı.
Taksitlendirdiği vergi borcunu ödemeye çalışan ve ödeme kararlılığını yıllarca sürdüren Veli amcalar; yeni yapılandırma geldiğinde sadece ihaleye girebilmek veya borcu yoktur belgesi alabilmek için ilk birkaç taksidi ödeyen esnafla bir tutuldukları için uğradıkları bu haksızlığa ayrıca kızdı, kırıldı ve küstürüldü."
Veli amca, dükkanında oturup eski günleri düşündü:
2000’li yılların öncesinde yapılandırmalar farklıydı; yüksek enflasyon ortamında anaparayı katlayan cezalar arızi olarak silinir, Maliye mükellefin durumunu inceler, kişiye özel tecil imkanı sunardı.
2000’li yılların sonrasında ise bu iş, kanun numarası değişse de içeriği standartlaşan dönemsel bir kamu finansman enstrümanına dönüştü. Anapara durdu, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ile hesaplamalar yapıldı. Bu da; kitlesel af mantığı yarattı ve ödeme alışkanlıklarını kökten bozdu.
Bugünkü Tablo Çeyrek Asır Öncesinden de Ağır
Şimdilerde Merkez Bankası’nın parasal sıkılaştırma politikaları, yüksek faizler ve daralan kredi muslukları nedeniyle devlet artık kitlesel af paketleri yerine 6183 sayılı Kanun kapsamındaki tecil ve taksitlendirmelere yüklenir oldu. Borç tecil faizleri yıllık %39'dan %29 seviyelerine çekilse de piyasayı vuran asıl fırtına "Fon Krizinde" patladı.
Banka kredilerinin maliyeti uçmuşken, ticari kredilere erişim tamamen kapanmışken, Veli Amca %29 faizli tecili kabul etse ne olur? Taksiti ödeyecek nakit akışı yok ki! Geçmişte bankadan kredi çekip vergi borcunu kapatan esnaf, bugün borcu borçla çevirme imkanını tamamen kaybetti. İlk birkaç aydan sonra patlayan kitlesel yapılandırma ihlalleri yaşandı, yaşanıyor…
Maliye; teciller üzerinden bütçe açığını kapatmayı hedeflerken, reel sektörün fon darlığı nedeniyle hedeflerin çok gerisinde kalıyor. Enflasyonla mücadele için piyasadan para çekilmek istenirken, kamunun alacak tahsilatı için adamına göre esneklik gösterilmesi veya gösterilmemesi tam bir çelişki yaratıyor. Tahsil edilemeyen her alacak kamu açığını büyütüyor; büyüyen açık ise dönüp dolaşıp yeni dolaylı vergiler olarak yine Veli Amca’nın sırtına biniyor.
“Milyarlar Havada Uçarken Veli Amcanın Üç Kuruşa El Koymak...”
Tam da bu finansal cenderenin ortasında, manşetlere oturan “Fon Vurgunu” haberleri düştü Veli amcanın izlediği Devlet televizyonunun ekranına.
Sayfa sayfa batan portföy şirketleri, havada uçuşan milyar dolarlık fonlar, usulsüz karlar, mal varlığına tedbir konulan şirketler ve kaybolan devasa servetler...
Veli amca dükkanın kepengini indirirken uzun uzun düşündü. Zihni karmakarışıktı:
“Yahu kardeşim…” dedi kendi kendine. “Biz sabahın köründe dükkanı açarız. Alın terimizle, helalinden üç-beş kuruş kazanıp çoluğumuzun çocuğumuzun rızkını çıkaralım, devlete de vergimizi ödeyelim deriz. İşler bozulur, vergi dairesi kapımıza dayanır. 'Yapılandırma yapıyoruz' derler; hesabımızdaki üç kuruş gaz-tuz parasına, emekli maaşımızın harçlığına kadar bloke koyarlar. Bir asgari ücret tutarındaki son birikimimizi götürür vezneye yatırırız, yine de blokeni kaldırmayız derler.
Ama öte yanda bakıyorsun; milyarlarca liralık hayali fonlar kuruluyor, birileri oturduğu yerden hiçbir emek vermeden katbekat para kazanma vaatleriyle piyasayı soyup soğana çeviriyor. Siyasetçisi, bürokratı, fon yöneticisi derken milyarlar buhar olup gidiyor. Gariban esnaf üç kuruş borcu yüzünden haczin, blokelerin altında ezilirken; bu 'fon vurguncuları' sistemin gözü önünde koca koca paraları çeviriyor.
Aklım almıyor... Devlet, dişinden tırnağından artırıp üretim yapmaya çalışan, rızkını arayan küçük esnafın peşine zabit gibi düşerken; bu milyon dolarlık Ponzi tezgahlarının, fon vurgunlarının yıllarca nasıl farkına varmıyor?
Veli amca için bu durum sadece bir para meselesi değildi; devlete ve sisteme duyduğu inancının sarsılmasıydı.
Memlekette “alın teriyle kazananın cezalandırıldığı, finansal manipülasyonla devasa paralar götürenlerin ise sistemin açıklarından yararlandığı” acı bir algı oturtulmuştu.
Sonuç olarak Türkiye'de vergi ve SGK yapılandırmaları, öncesinde olduğu gibi çeyrek asırdır da kronikleşmiş bir "ekonomik erteleme" enstrümanı olmaktan öteye geçemedi.
Piyasadaki sermaye darlığı, yüksek finansman maliyeti ve en önemlisi adalet duygusundaki aşınma; borçlu mükellefin indirimli tecil fırsatlarını dahi ödeyebilmesini imkansız kılar hale geldi.
Bir yanda fon vurgunlarıyla buharlaşan milyarlar, diğer yanda mutfak harçlığı dahi haczedilen Veli amcalar…
Vergi adaletini sağlamayan, üretimin nakit akışını desteklemeyen ve dürüst esnafı korumayan çözümler tükendi.
Sistem, sadece tecil faizlerini veya vade oranlarını değiştiren geçici pansumanları değil; ödeme disiplinini ve hakkaniyeti merkeze alan radikal bir yapısal reformu zorunlu kılmaktadır.
Aksi takdirde atılan her imza, bir sonraki af kanununun ve bir sonraki hayal kırıklığının ön hazırlığı olmaktan öteye gidemeyecektir.