Atalarımız “Her şeyin bir vakti vardır” sözünü çok kullanılırdı. Burada bahsedilen zaman daha gelmemiş ol zamandır. Genellikle hemen olmasını istediğimiz durumlar için söylenir. Yine atalarımız “Vakti gelmediyse çiçek bile açmaz” derdi. Bu iki söz bize sabrı ve beklemeyi öğretirdi.

Sahi zaman ile yapılacak iş arasında nasıl bir bağ vardı?

Geçenlerde aldığım güzel bir haber üzerine bir yazı yazmıştım. Tokat’ın Turhal ilçesinde Çağla Akkaya isimli bir kızımız 0,86’lık yüzdelik dilime girince bir eğitimci olarak memnuniyetimi kaleme aldım. Nihayetinde ilçe ülkemin ilçesi, il ülkemin ili ve ülke hepimizin.

Yazıyı gerekli gördüğüm yerlere ulaştırdım. Günümüz lisanıyla buna “Link atma” deniyor. Ancak bu hususta benim bilmediğim başka şeyler de varmış. Bazı mecralarda paylaşım yapmak için bir işlem yapmam gerekiyormuş. İşte orası bana çok uzak kalan bir uygulama.

Turhal’dan gelen bu istek üzere bunu ancak gençlere yaptıracağımı düşündüm. Nihayetinde yetmişine merdiven dayamış birkaç sene sonra yürümek için bile bastona ihtiyaç duyma ihtimali olan biri için epey zor bir vaziyet.

İstek sahibine “Biraz sonra gideceğim çay bahçesinde gençler bana yardımcı olur” dedim. Hızlıca Ünye’de Tilla Çay Bahçesi olarak bilinen yere gittim. Çünkü oraya her öğle sonu uğrar en az iki saat okur sonra evime giderdim.

Tesise ulaştığımda ilk rastladığım kişi Nisa Ünyeli oldu. Zaten kendisi ile epeydir tanışıyorduk. Bana epey çay taşımıştı. Ona, bana söylenenleri bile aktarmakta güçlük çekince, Nisa Ünyeli kızımızı istek sahibi kişiyle telefonda görüştürdüm. Tabii karşı taraftan gelen sesi duyamıyordum. Sanki benim anlamadığım bir lisanla konuşuyorlardı.

Telefon kapandı ve işin halledilme kısmına geçildi. Nisa telefonla uğraşırken yanına aynı tesiste görevli arkadaşı Büşra Özdemir geldi. Aralarında kısa bir konuşma geçti. Ben hala ne konuşulduğunu bilmiyordum. Yok şu uygulama inecek, yok bu uygulama kopyalanacak vs…

Derken tesiste görevli bir diğer kişi Şevval Kuru yanımıza yaklaştı. Ona kısaca meramımızı anlattık. Bu sefer telefonun Şevval’in elindeydi. Çok geçmeden bana “Tamam, oldu” dedi.

Ben verdiğim sözü yerine “getirtme” işlemini “tamamlattığım” için memnundum. Telefon elimde gidecek olan neyse yerine ulaşmıştı. Sonra çok iş yerinde olan ve birbirleriyle şakalaşma cümleleri girdi devreye. Şevval Kuru kızımız bana dönerek, bilen kişiye sormak lazım babından bir cümle kurarken diğer arkadaşlarına da baktı göz ucuyla.

İşin latifesi başka bu tesisin yani Tilla Çay Bahçesi çalışanlarının aralarındaki samimiyet ve müsamaha eski bir idareci olarak gözümden kaçmadı. Ben Ünye’de olduğum her gün oraya en az iki saat hatta daha fazla bir süre uğrar, bir yandan okur, bir yandan not alırdım. Yukarıda adlarını zikrettiğim kişilerden daha fazla kişi görev yapıyor Tilla’da ama konumuz bir yazının paylaşımı olduğu için mevzu sadece üç kişi arasında döndü.

Üç kızımız da görevlerini hakkıyla yapıyorlardı. Tabii diğerleri de. Dediğim gibi konumuz telefonla yazı paylaşımı olduğu için üçünden bahsediyorum.

Zaten Nisa Ünyeli benim fosforlu kalemlerimle biraz fazla ilgileniyor. Diğerleri ile işlerini aksatmadan ayaküstü konuştuğum oluyor. Harika gençler. Allah geleceklerini aydınlık etsin. Emekleri ile çalışıyorlar. Emek kutsaldır.

Bu gün de böyle bir yazı kaleme almış olduk. Nisa ünyeli, Büşra Özdemir ve Şevval Kuru’ya sağlıklı ve huzurlu bir gelecek dilerim.

Diğerlerine gelince onları da buraya alacağım. Şimdilik yerim bu kadar. Yalnız Erhan ile Arzu arasında geçen çay bardağı yanındaki kaşık meselesine bir çözüm bulmam lazım. Şimdi bu ne demek mi? Onlar anladı…