Ne zaman konu kitaplara gelse, herkes kitap okumayı çok sevdiğini söyler. Doğrudur. Ancak bir şeyi sevmek başka onunla hemhal olmak başkadır.

Kitap okumak zor mudur? Kitap okumayı bilmem ama bu sorunun cevabı zordur. Hele de günümüzde.

Öncelikle kitap okumaktan öte, kitap okumanın ehemmiyetini bilmek gerekir. Bir şeyin neye yaradığını bilmeyen o işle haşır neşir olamaz.

Normal bir mekâna göre sık uğradığım yelerden biri olan Tilla Çay Bahçesi, nereyse ikinci adresim olmuştur. Özellikle yazın gelenlerin çoğu açık alanda oturduğu için, tesis içinde nadirattan kişiler bulunurdu. İşte onlardan biri de benim.

Bir masaya oturur, kitabımı okur notlarımı alır ve oradan ayrılırım. Tabii ara sıra orada görevli kişilerle de muhabbet ettiğim olmakta. Haliyle bu muhabbetin konusu kitap ve okuma üzerine olur.

Günlerden bir gün görevli kişilerden biri olan Gürkan Keleş adlı kişi ile kitap üzerine sohbet ederken konu Rus Edebiyatına geldi. Gürkan bana “Hocam yabancı eserler okur musunuz?” sorusu yönetince konumuz yabancı ve yerli eserler üzerinde yoğunlaştı. Konu böyle devam ederken nereden geldiyse Dostoyevski’ye geldi. Gürkan tam burada Dostoyevski’nin Türk düşmanı olması dolaysıyla ona sıcak bakmadığını, Tolstoy’un öyle olmadığını belirtti.

Konunun seyri değişmişti. Sohbet sonunda Japon Edebiyatı dahi konumuza dâhil oldu. Neticesi ne olursa olsun, bir şey hakkında fikir yürütebilmeniz için önce bilgi sahibi olmanız gerekir. Bilgi sahibi olmak için de okuyup araştırmak gerekiyor. Bu açıdan Gürkan Keleş’i tebrik ediyorum. Günümüzde “Dijital dünyanın” bizi esir aldığı zamanda okumak, fikir sahibi olmak ve yorum yapmak kolay bir şey değil.

Tesiste kitap üzerine konuştuğum kişi ise tesisin en kıdemli görevlilerinden olan Ayşe Mangırcı Hanım olmuştur. Sık sık kitap okuma üzerine konuşsak da bir gün evinde olan eserlerin ismini sayınca doğrusu hayret ettim.

Ayşe Hanım fırsat bulduğunda okuduğunu ancak iş yükü ve mesai düzenin okumaya fazla müsait olmaması okumaya ayrılan sürenin azaldığını belirtti. Doğru. Çalışan insanların, özellikle başka kişilerle yüz yüze olan işlerde insanın kendine ayıracak vakti istediği gibi olmamaktadır. Boş vakitlerin daha çok dinlenme ve ev işleriyle uğraşılması işi daha da zorlaştırıyor. Kadında yapılması gerekli iş çeşitliği okumaya ayıran vakti azaltıyor.

Her şeye rağmen Ayşe Hanım içindeki o okuma aşkını dile getirmesi bile fırsatını bulursa kitaplarla vakit geçireceğinin alametlerinden. Ayrıca evinde bulunan kitapların adları ve yazarlarını duyunca bu eserlerin eve girmesinin o kadar kolay olmadığını biliyorum.

Tilla’da, hem Gürkan Keleş, hem de Ayşe Mangırcı’nın kitap ve okuma merakı ile kitap sevgisi takdire şayan bir durum. Her ikisini de tebrik ederim. Zaten yaptıkları işi bedenden çok insanın sinir sistemini bile olumsuz etkileyebilecek bir iş. İnsan böyle bir ortamda nasıl vakit bulabilir ki?

Biz de ardımızda bir hatıra kalsın diye iki satırla vaziyeti kayıt altına alalım istedik. Hani “Geçmiş zaman olur ki hayali cihan demiş” eskiler. Belki ileride bu yazıyı hatırladıkça “Ne güzel günlerdi o günler” diyebilirler.

Tilla benim için de bir aile gibi oldu. Evimin haricinde en rahat ettiğim yer. Bütün görevlilere en kalbi muhabbetlerimi sunarım. Daha çok kişi yazılır bu gidişle.