Yazının başlığında zikredilen dört yazardan biri de Yılmaz İmanlık.

Yılmaz İmanlık ile Terme’ye geldiğimde ilk tanıdığım kişilerden biriydi. Bilgi Gazetesi’nde yazmaya başladığımda köşe yazarı arkadaşlarımdan biri de oydu.

Zaman içinde birbirimizi tanıdıkça sohbet konularımızı da “tanınmışlık” hali belirledi. Şair ruhluydu. Bu durum yazdıklarına da yansıyordu. Bütün hikâye ve romanlarını okudum. Tabiatıyla gazetede çıkan yazılarını da. Masallarını yaşım gereği okumadım. Zaten edebiyat ve edebi eserler ihtisas alanın içinde değildi. Yani akademik olarak bir bilgiye sahip değildim. Zaten bu hususta yeterli bir müktesebata da sahip değildim.

Yılmaz İmanlık ile Terme’de görev yaparken ailecek de görüştüğümüz oldu. Misafirimiz oldu, bizi evinde misafir olarak ağırladı. Bütün bunların dışında ortak noktamız kültürel değerlere verdiğimiz değerdi.

Terme ile ilgili yazılacak bir eser için unutulmaması gereken bir kişi. Çünkü Terme’de kaldığım yedi sene içinde ilçe ile ilgili birçok çalışmaları oldu. Böyle bir kitapta olması lazımdı.

Gelelim kitapta bulunan yazılarına. Daha doğrusu Terme için seçtiklerine. Kendine ayrılan sayfaların ilk yazısı “Akgöl’den Simenit’e ismini taşıyor. Terme’nin Gölyazı’da (O zaman beldeydi, şimdi mahalle oldu) görev yapan biri olarak bahsi geçen “Akgöl” ve “Simenit” Terme’nin her açıdan önemli bir yeri. Burası için nasıl bir çalışma düşünülüyor onu bilmiyorum. Çok kişinin dikkat çektiği bir yer. İkinci yazısı ise, şehir meydanı ile ilgili görüşlerini kaleme aldığı yazı. Bir yerde ikamet ediyorsanız, o yer için görüş belirtmek hakkınız hatta mecburiyetiniz. Diğer bir yazı ise “Ulu çınarların Gölgesinde” başlığını taşıyor.

Yılmaz İmanlık, Eğitimci-yazar ve şair Ahmet Sezgin’in “Termeli Yazarlar ve Şairler” adlı eserini konu alması iki açıdan mühim. Biri Terme’yi edebi olarak tanıtan bir eser, ikincisi ise bir meslektaşının kitabını tanıtması bir kadirşinaslık ve vefa misali. Bu arada, bu eserin önsözü için yazı yazmış biriyim.

Kitapta bulunan diğer başlıklar şunlar: “Yüzler, Şahsına Münhasır Bir Çınar: Ahmet Akbulut, Terme’nin Kitapla İmtihanı, Asım’ın Nesli Altın Kalemler, Bir Dev(R)in Çöküşü ve son olarak da “Ulu Çınar ve Pazar camii” başlıklı bir şiir.

Bu arada yazılarından birinin ismini zikretmedim. Çünkü onu en sona bırakmak istedim. Şimdi bahsedeceğim yazı başlığı (‘Bigi Pınarı’ İsimli Dergimiz) ismini taşıyor.

Bu derginin hayata geçmesi için kaç toplantı yaptığımızı hatırlamıyorum. Ancak bir karar alınıp vücut bulursa mühim bir katkı yapacağından emindik. Yılmaz İmanlık bu yazısısın bir yerinde “Aç olan insanların karınlarını doyurabilirsiniz, çıplak olanları giydirebilirsiniz. Ancak insanların ruhundaki açlığı kültür ve sanatla giderebilirsiz.” Demiş. El hak doğru bir bakış açısı. Zaten Yılmaz İmanlık’ın bu satırları bile bir yazıya bedel.

O zaman gazetenin başında olan Dilek Şentürk Hanımefendi, bu işlere yatkın olan kişileri bir araya topladı. Bu kişiler kitapta yazılı olduğu için tekrar zikretmek istemedim. Uzun toplantılar ve müzakereler sonunda dergi hayata geçti. Her yeni şey için bazı noksanlıklar olabilir. İşte bu hususta Yılmaz İmanlık yazısında “ Eksikliklerimiz olmadı mı? Tabii ki oldu. Ünlü düşünürün dediği gibi -Hata yapmayan insan, Hiçbir şey yapmıyor demektir-” diye açıklıyor vaziyeti.

Yorucu günlerin ardından “Bilgi Pınarı” bir “pınar” gibi çağlıyor. Tabii şimdi o da öksüz kaldı. Umarım bir şekilde devem eder.

Yılmaz İmanlık, Bilgi Gazetesi’nin kendisini fesh etmesi sonunda yazdığı yazının başlığı manidar. Bir şair hassasiyeti ile “BİR DEV(R)İN ÇÖKÜŞÜ” başlığı çok şey anlatmıyor mu?

Bu arada Bilgi Pınarı Dergisi için yazdığı yazıyı şahsıma ait bir cümle ile bitirmesi bizi de memnun etti. Şöyle bir söz etmişim bir ara: “ Kendi kültürünü yazmayanların kültürünü başkaları yazar. Geleceğe Efsane değil, vesika bırakalım.”

Yılmaz İmanlık’a bundan sonraki hayatında sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir gelecek dilerim.