Tarih: 8-10 Mart 2017... Bundan yaklaşık 9 yıl önceydi. FETÖ’cü teröristlerin hain 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden henüz bir yıl bile geçmemişti ve ülkede OHAL şartları geçerliydi. İşte o günlerde, Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya davet ettiğimiz yerel ve yaygın basın temsilcileriyle “OHAL Sürecinde I. Anadolu Medya Çalıştayı"nı gerçekleştirdik.
O dönem bakanlık görevini yürüten, bugünün Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz da çalıştayımıza katılarak yaygın ve yerel medya mensuplarını dinlemiş; medya ve ifade özgürlüğü konusundaki görüşlerini paylaşmıştı. Çalıştayımızın sonunda, sektörel birliğin sağlanması adına "Medya Meslek Birliği kurulmasını istiyoruz" içerikli tek maddelik bir sonuç bildirisi açıklandı.
Randevu Veren Tek Lider
Bu sonuç bildirisini yalnızca kamuoyuyla paylaşmakla kalmadık; siyasi partilere ve karar vericilere de iletmek istedik. O günkü adıyla HDP hariç, TBMM’de grubu bulunan ve bulunmayan tüm siyasi partilerden üst düzey randevu talep ettik. İktidar partisi başta olmak üzere pek çok partiden milletvekilleri, grup başkanları, bakanlar, meclis başkanvekilleri ve genel başkan yardımcıları düzeyinde ziyaretler gerçekleştirdik. Kendilerine yeni bir medya meslek yasasının ve Medya Meslek Birliği’nin neden kurulması gerektiğini detaylarıyla anlattık.
Ancak o gün, yani Mart 2017’de, çalıştay katılımcısı gazetecilere genel başkan düzeyinde randevu veren tek lider, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu oldu.
Kabul, CHP Genel Merkezi’nin MKYK salonunda gerçekleşti. O gün heyetin ve TİMEF’in (Tüm İletişim ve Medya Federasyonu) başkanı olarak Sayın Kılıçdaroğlu’na ziyaretimizin amacını açıklayıp sonuç bildirisini arz ettim. Bizleri büyük bir ilgi ve samimiyetle karşıladı, çalışmalarımızı desteklediğini belirtti. Hatta istersek bir medya meslek yasası taslağı hazırlatıp son şeklini vermemiz için bize gönderebileceğini, ardından da Meclis’e sunacaklarını söyledi.
Kendisine teşekkür ederek ayrıldık. Fakat dürüst olmak gerekirse, o günün şartlarında CHP tarafından Meclis’e sunulacak bir yasa taslağının sonuçsuz kalacağı fikri hepimizin ortak düşüncesiydi. Yine de biz bu minvaldeki çalışmalarımızı iktidar, muhalefet, ilgili kuruluşlar ve medya STK’ları ile sürdürmeye devam ettik. Haklılığından emin olduğumuz bu talebimizden asla vazgeçmedik.
Değişen CHP, Değişmeyen Engeller
TİMEF olarak birincisini 2017’de başlattığımız Anadolu Medya Çalıştayı’nın on birincisini, bu yılın 8-10 Şubat tarihleri arasında TİMEF ve UBK (Uluslararası Basın Konfederasyonu) iş birliğiyle gerçekleştirdik. Dokuz yıl önce olduğu gibi, bu yıl da hem iktidar hem de muhalefet saflarından çalıştayımıza büyük bir ilgi vardı. Hükümet kanadından İçişleri Bakan Yardımcısı Sayın Bülent Turan da çalıştayımıza katılarak düşüncelerini paylaştı.
Çalıştayımız İçin Önemli Fark: Sn. Özgür Özel yönetimindeki CHP
Davetiye göndermekle yetinmeyip, bizzat makamlarında ziyaret ederek davet etmemize rağmen; bırakın genel başkan, genel başkan yardımcısı veya grup başkanvekilini, katılacaklarına dair söz veren CHP’li gazeteci milletvekili dostlarımızın bir tanesi dahi çalıştayımıza ayak basmadı. Biz bunu da yadırgamıyoruz, doğal karşılıyoruz. Yolumuza engeller çıkabilir, yolda çakıl taşları, hatta kaya parçaları olabilir. Yol engebeli diye mücadelemizden dönecek değiliz.
Zira çok iyi biliyoruz ki, yaklaşık 10 yıldır somut bir sonuç elde edemeyişimizin de ispatladığı gibi, bu iş öyle göründüğü kadar kolay değil. Hele ki mevcut sistemi kuran, yürüten, bu sistemden beslenen ve siyasi ya da mesleki varlıklarını medyadaki kaos yönetimine borçlu olanların destekleriyle yapılacak bir yasa hiç değil.
Trafik Sıkışsa da Değişmeyen Adres
İşte böyle bir atmosferde, 11. Anadolu Medya Çalıştayı’nın ardından sonuç bildirisini paylaşmak üzere liderlerden yeniden randevu talep ettik. Bize genel başkan düzeyinde kapılarını açan yine Sayın Kılıçdaroğlu oldu. Anadolu’nun 7 bölgesini temsilen 7 gazeteci meslektaşımızla birlikte kendisini ziyaret etmek üzere yola çıktık.
Yaklaşık 10 gün önce yaptığımız randevu talebimize üç gün önce yanıt geldi ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun özel kalemi ile görüşme günümüz; 2 Temmuz Perşembe saat 16.00 olarak kesinleşti. Ancak 1 Temmuz Çarşamba gecesi saat 22.29’da telefonum çaldı. Arayan, Sayın Genel Başkan'ın programını organize eden, Özel Kaleminden bir hanımefendiydi. Gecenin o saatinde rahatsız ettiği için özür dileyerek, yoğunluktan dolayı randevumuzu 2 saat öne veya 2 saat arkaya esnetip esnetemeyeceğimizi sordu. Türkiye’nin yedi bölgesinden gelecek arkadaşların yol durumunu düşünerek saat 14.00 için mutabık kaldık.
Görüşme günü olan 2 Temmuz Perşembe günü (dün) saat 11.30 sularında yeniden arandık. Bu kez saatin 13.00 olup olamayacağı soruluyordu. Arkadaşlarımızın henüz yolda olmasını hesaba katarak şöyle bir formül bulduk: Heyet başkanı olarak ben saat 13.00’te görüşmeye girecektim, heyetimiz ise en geç 13.30’da bize dahil olacaktı.
Özel Kalemin İkazlarına Rağmen 1 Saatlik Sohbet
Saat 13.00’te CHP Genel Merkezi’ndeydim. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmeye 13.20’de girdim. Yaklaşık 20 dakika baş başa görüştükten sonra, Anadolu’yu temsilen gelen meslektaşlarım da odadaki yerini aldı. Ziyaretimiz tamamlandığında saatler 14.15’i gösteriyordu.
En fazla yarım saat olarak planlanan görüşmemiz, özel kalemin kapı aralığından "bitirelim" işareti yapmasına ve iki kez odaya girerek programın aksamaması adına ricada bulunmasına rağmen yaklaşık 1 saat sürdü. Sayın Kılıçdaroğlu bizleri yine aynı sabır, ilgi ve nezaketle dinledi.
Peki, bu görüşmelerde neler yaşandı?
Sayın Kılıçdaroğlu ile baş başa yaptığımız o 20 dakikada ve sonrasında heyetçe gerçekleştirdiğimiz yarım saatlik sohbette neler konuştuk, hangi soruları sorduk ve ne yanıtlar aldık? Hepsinden önemlisi, bugünlerde CHP Genel Merkezi nasıl bir atmosfere sahip, orada neler yaşanıyor?
Yarın yazacağım...




