TİLLA YAZA HAZIR

Eğer birilerinin hafızasında kalmayı başarmışsanız ömür boyu hatırlanacaksınız demektir.

Hatırda kalmanın en önemli özelliklerinden biri de satırda kalmaktır. Satırlarda yer almak için de güzel davranışlar ile dikkat çekmek gerekir.

Ticari müesseseler bir uğrak yeridir. Kişiler vakitlerinin bir kısmını buralarda geçirir. Bir AVM, bir sinema, bir spor tesisi, bir çay ocağı, bir market gibi. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.

İhtiyaca göre uğradığımız bu yerlerden bazıları uzun vakit geçirmek, kendiyle baş başa kalmak, bir dost veya dostlar ile sohbet etmek için tasarlanmıştır. Çay bahçeleri de bunlardan biridir.

Tasarımı farklı olan bu tür yerlerin her bütçeye uygun olması önemlidir. Böyle yerlerde sosyal olarak da birbirine benzer kişiler yer alır. Mesela disko denilen yere yaşlılar gitmediği gibi, mahalle arasında bulunan çay ocaklarına da gençler uğramaz. Yani insanların bulundukları yer, kültürel olarak da birbirine benzemesi gerekir.

Konumuz TİLLA olduğu için konuya dönelim.

Öncelikle okuma ve yazma gibi özelliği olanlarla çoklu sohbet etme alışkanlığı olanlar içinde biçilmiş kaftan. Çünkü modern olarak bilinen yerlerde her masada aynı yaş grubunda iki veya üç kişi bulunur onlar da telefonları ile oynamaktan birbirleriyle sohbet etmeye vakit bulamazlar.

TİLLA çay bahçesinde yazın ve kışın uğrayanların arasında çok az fark vardır. Yazları gurbette olan kişilerin katılımıyla sayı epey artar. İklimden dolayı masalar bahçeye konulmuştur. Bu da çalışanlar için daha çok yorulması demek. Bir binanın içindeki mesafe ile bahçe aynı değildir. Bu durumda çalışanların sayılarının artması en mantıklı yoldur.

Tabii çalışanlar için kısa kısa bahsetmek gerekecek. Ancak bahsetmek istediğim bir şey var. Her nerede olursa olsun çalışanlar müşterilere karşı anlayışlı olması istenir. Neymiş; çocuklara sevecen yaklaşılmalı, gençlere anlayışlı olmalı, yaşlılara yardım edilmeli, asabi olanlara mülayim davranılmalı, engelliler horlanmamalı, kısaca herkesin halinden onları anlamaya çalışılmalı. Peki, çalışanların halinden kim anlayacak? Onlar makine mi? Onlar yorulmazlar mı? Onların morali bozuk olamaz mı? Onların yakınlarının dertleri yok mu?

Bütün mesele bu?

Biz ne zaman birbirimizi tam olarak anlayan, birbirimize saygı duyan, birbirimizi sever hale gelen kimseler olmadıkça dertlerimiz azalmaz. Bu sebepten Tilla’da çalışan bütün görevlileri takdir ile karşılıyorum. Onlar her zaman saygıyı, sevgiyi ve anlayışı hak ediyor.

Gelelim Tilla’ya uğrayanlara. Yaz mevsimi hariç hemen hemen aynı kişiler. Bazen özel Gruplar var. O grupta yer alan kişiler de aynı kişiler. Benim gibi bir köşeye çekilip okuyan ve bir kişi ile sohbet eden var. Bazen kendi haline bir yaşlı, bazen genç bir çift bazen de daha önce hiç uğramamış biri.

Mevsimine göre çalışan sayısı farklı olabiliyor. Salih Koç, Erhan Türk, Arzu Tokuç, Ayşe Mangırcı, Sevgi Gürel uzun süre beraber çalışıyor. Bir ara arlarına Hacer Çam da katıldı.

Ben uzun süreden beri bu tesise uğramış olmam dolayısı ile kısa sohbetlerim oldu. Çalışanlar öyle sıradan kişiler değil. Burada yazmak uzun yer tutacağı için kısaca şunları söyleyebilirim ki Salih Koç ve Erhan Türk ile genel sohbetlerimde hatırı sayılır genel kültüre sahip kişiler. Ayrıca oraya gelenleri iyi tanıyorlar. Bu kadar süre tesiste bir problem çıkmaması gelen kişilere nasıl davranılması gerektiğini bilmelerindendir.

Arzu Tokuç yeni gelen gençlere rehberlik ediyor. Her ne kadar onlara bazen takılıyor olsa da bu ortama biraz nükte katmak için.

Gelelim benim gizli kahramanlar dediğim kişilere. Onlar işin mutfağında. Yani tesisin yükünün büyük çoğunluğunu omuzlarında taşıyorlar. Ayşe Mangırcı, Sevgi Gürel’in yanına Fatma Bozloğan da katıldı. Emekleri görmezden gelinmese de kendileri pek görünen yerde değiller.

Bu sene tesise katılan gençlerden; Emre Çelik, Nisanur Ünyeli ve Büşra Özdemir sanki kırk yıldır oralı gibi. Onlar da benim kitaplarıma ve defterlerime alıştılar. Nisanur Ünyeli ise fosforlu kalemlerime dikkat kesilmiş durumda.

Tilla çay bahçesinde görevlilerden ahali ile daha fazla olanlar tesisin belirlediği forma ile çalışıyor.

Ben şahsen ilk günden beri yabancılık çekmediğim bir yer. Çünkü evde yaptığım okumaların devamını orada yapıyorum. Günde en az iki saat okuduğuma orada bulunanlar da şahit. Bu da epey yekûn tutan bir zaman dilimi.

Kendini bir aile huzuru içinde hissediyor insan. Atalarımız “Mekânı içinde bulunanlar şereflendirir” demişler. Her gün yeni bir kişi daha gelse zorlanmadan ayak uydurabilir.

Ben tekrar; Salih Koç, Erhan Türk, Arzu Tokuç, Ayşe Mangırcı, Sevgi Gürel, Fatma Bozloğan, Nisanur Ünyeli, Emre Çelik, Büşra Özdemir’e katkılarından dolayı teşekkür ederim. Ayrıca bu yaz aralarından ayrılan Hacer Çam ve çok kısa süre görev yapan İrem kızımıza hayatlarında başarılar dilerim. Umarım yarınlarda her şey gönüllerince olur.