TANIŞMA VEDASI...

Son derece anlamsız bir başlık değil mi?

Tanışma vedası diye bir şey olur mu? İnsanlar önce tanışırlar, şartlar icabı veda da edebilirler. Tabii her tanışma ardından veda getirmez. Zaten tanışmak da veda etmek de kimsenin elinde olan bir şey değildir.

Bundan önce aynı sayfalarda tanıştığım bir meslektaşım ile ilgili bir yazı yazmıştım. Ziyaretim esnasında Keçiören Osmangazi Anadolu Lisesi Müdür Yardımcı Gülay Arıcı Hanımefendi ile tanışmış, çok kısa süre misafiri olmuştum. Tabii o zaman bu dönemin sonunda yani okulların tatile girmesiyle mesleğe tamamen veda edeceğini bilmiyordum. Toplam yarım saati bulmayan bu süre içinde sanki daha senelerce bu işi yapacak birinin gayret ve disiplini içinde olması takdire şayan bir işti.

Beni çok uzak olmasa da seneler öncesine götüren bir hareketti. Emekli dilekçemi verdiğimde 37 seneyi ardımda bırakmıştım. Herkes okulun son günlerinde nöbet mahallinde olup olmayacağımı, derslere vaktinde girip girmeyeceğimi tartışırken; dönemin son paydos zili çalana kadar göreve yeni başlamış bir öğretmen gibi işimin başında kalmıştım. Ta ki karneler verildi ve okullar tatile girene kadar. Ben artık geri kalan ömrümü okul dışında geçirecektim.

Konuyu dağıtmadan asıl konuya geçeyim. Değerli meslektaşım Gülay Arıcı Hanımefendi de önünde yirmi gün dahi kalmadığı bir süre içinde görevinin başında tabiri caizse dimdik vakurla duruyordu. Yanına gelen öğretmenlerin istekleri, öğrencilerin soru soruları, velilerin fikir danışmaları ve diğer personellerin içinden çıkamadığı her ne varsa sakin, ciddi ve kararlı bir şekilde yardımcı oluyordu. Yani; ben yirmi gün sonra değil bu okulda, başka bir okulda bile görev yapmayacağım. Sağ salim vakti doldurayım anlayışından uzak; devlet ciddiyetinin vücut bulmuş haliyle vazifesine devam ediyordu.

Eski bir idareci, bir eğitimci, bazen bir veli, bazen öğrencilik zamanımı hayal ederek Gülay Arıcı Hanımefendi kadar işini seven ve ciddiye alan kaç kişi tanıdığımı düşündüm. Maalesef sayı çok değildi. İçimden “Demek ki kalite denilen şey böyle olmalı” diye geçirdim.

Gülay Arıcı Hanımefendi ile görüşmemim hem tanışma hem de veda olduğunu o an için farkında bile değildim. Onun için bu yazının başlığını “Tanışma Vedası” olarak verdim. İlk bakışta son derece anlamsız geliyor kulağa. Ancak dünyada her şeyin aslı göründüğü gibi olmuyor. Zaten hayat denilen zaman dilimizde çok şey kitabında yazdığı gibi değil. Atalarımızın “Evdeki hesap çarşıya uymaz” demesi gibi hayat da bazen beklenmedik şeyler olabiliyor.

Gülay Arıcı Hanımefendi ile dünya mekânında yüz yüze karşılaşmamız mümkün değil. Birbirimizi hem ilk defa hem de son defa görmüş olduk. Hatırımda şekilli fincanda içtiğim çay ile kendilerinin mesleğinin son anları olmasına rağmen meslek disiplininden kopmadan işine devam etmesi kalacaktır. İyilik ve iyi olabilmek kolay olmadığı gibi iyi kalabilmek de kolay olmaz. Gülay Hanım şahsında taşıdığı “İyi” vasfını bundan sonraki hayatında da sürdüreceğinden eminim.

Bence Milli Eğitim Bakanlığı her yönüyle örnek birini kaybetti. Tek tesellimiz, kendisi gibi yetiştirdiği öğrencilerin varlığı.

Bir söz vardır; “Talebe hocasıyla anılır” diye. Gülay Arıcı Hanımefendi de yıllar içinde ülkeye hizmet verecek binlerce öğrenci yetiştirmiştir. Bütün mesele iyi örnek olabilmek. Daha önemlisi de iyiliği yayabilmek. Ben kendilerinin her ikisini de hakkıyla yaptığı kanaatindeyim

Umarım yarım saati bulmayan tanışma ve vedalaşma süresi olumlu geçmiştir. Zâtı âlilerine bundan sonraki hayatında sağlıklı, huzurlu ve başarılı zamanlar dilerim. Sevdikleri ve sevenleriyle güzel bir gelecek temenni ederim.

Kısa süre de olsa karşılık haklarımız geçmiş olabilir. Varsa ben hakkımı helal ediyorum.