KEŞAP’I SEVDİREN OKUL
Ne zaman Karadeniz’in doğusuna seyahat etsem, her ilçeye uğramaya gayret ederim. Bu açıdan yolum birçok defa Keşap’a da düştü.
Giresun’un mütevazı ilçelerinden biri olan Keşap il merkezine komşu üç ilçeden biri. Doğusunda Espiye, batısında Giresun, güneyinde Dereli ve Yağlıdere ile çevrilmiş. Kuzeyinde ise Karadeniz ufka açılan penceresi.
İlçeye ilk uğradığım zaman sadece şehri dolaştım. Çünkü yaya olarak şehri dolaşmak şehirle sessiz konuşmaktır. Özellikle yabancı kişilere çok şey söyler. Biz o sessiz ifadeleri anlarız.
Bu ilçeye dört defa geldim. Her defasında farklı şeylere dikkat ettim. Son uğradığımda bazı mekânları ziyaret ettim. Ettim dedimse de etmeye çalıştım.
Son gelişimde bir okulun önünde gördüğüm öğrencilere “Okulun giriş kapısı nerede?” diye sordum. O esnada okulun müdürü olduğunu söyleyen biri “Kimi aradınız?” diye sordu. Ben de “Ben emekli öğretmenin, birini aramıyorum. Pazarlamacı ve reklamcı değilim. Öğretmen olduğum için de gördüğüm okullara kısa süreliğine uğrarım” dedim. Bana “Buyurun” dedi. Kapıdan içeri beraber girdik.
O şahıs önde, ben arkada koridorda biraz yürüdük. Sonra okulun yardımcı görevlileri olduğunu sandığım bazı kişilere sorular sordu. Okul müdüründen çok müfettiş edasında bir sorguydu bu. Ben biraz uzak mesafede bekliyordum. Ne de olsa konu benim dışımdaydı.
Aradan ne kadar zaman geçti bilmem ama onların yanından ayrıldı. Bir merdiven başına geldik ve bana “Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?” dedi. Ben okul bahçesinden beri onu takip etmiş biri olarak “Ben zaten öylesine gelmiştim” dedim. Sonra o merdivenlerden çıkarken ben de geldiğim yolu geri yürüdüm. Kendi kendime sorduğum soru şuydu: Madem benimle bir şey konuşmayacaktı onca yolu niye yürüdük?
Hemen orayı terk ettim. Bir de baktım Devlet Karayolu üzerinde kurulmuş köprünün üzerindeyim. Biraz denize baktım. Sonra da Güre Tepesi’ne…
Biraz yürüdüm ırmak boyu. Sonra birine “Bura kaç okul var gibi” genel bir soru sordum. Aldığım cevaptan sonra Atatürk Anadolu Lisesi istikametine doğru yol aldım. Daha önce yaşadığım şeyler beni biraz umutsuzluğa itmişti. Okulun içine girince nöbetçi öğrenci beni Müdür Odasına götürdü. Okul Müdürü Ufuk Çakır Bey mütebessim çehresi ile karşıladı. Ben hala daha bir önceki okulda gördüğüm muameleyi hatırlıyordum.
Kısa süre sonra birbirimizi tanıyacak cümleler kurduk. Kasım ayının ilk haftası olduğu için, bazı tören ve programlara hazırlık yapılıyordu. Okul Müdürü Ufuk Çakır Beyefendi ile eğitime sohbet ettik. Daha sonra odaya Harun Aydın Beyefendi geldi. Onunla da kısa bir sohbetin ardından ben kalkmak için müsaade istedim. Beni yapılacak bir programa davet ettiler ama üç gündür yollardaydım ve yorgundum.
Gerekli telefonlar alınıp, daha sonra tekrar görüşmek temennisi ile ayrıldık. Artık Keşap daha güzel görünmeye başlamıştı. Özellikle Müdür Bey beni okulun dış kapısına kadar yolcu etmesi eğitimciliğinin ve idareciliğinin yanı sıra nezaket ve misafirperverliğinin de bir göstergesi oldu.
Eskilerin “Su-i misal emsal teşkil etmez” sözü mucibince daha önce yaşadığım menfi hadisenin münferit bir vaziyet olduğuna dair bir hükümde bulunmam; Keşap’ın hafızamda hep güzel olarak kalmasını sağlayacaktır.
Öncelikle Ufuk Çakır ve Harun Aydın’a teşekkür ederim. Kendilerine sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir gelecek dilerim. Şayet Keşap hafızamda hep güzel kalacaksa Atatürk Anadolu Lisesi’nde bulunan tanıdığım ve tanımadığım eğitimciler sayesinde olacaktır.
Tekrar dışarı çıktım. Yine köprüye vardım. Karadeniz ve Güre tepesi bana gülümsüyordu…