İyi Adam, Kötü Adam, Belediye Başkanı Adam !…

Snavatan Partisi’nden 1983’ten 2002 yılına kadar kesintisiz 19 yıl boyunca beş dönem milletvekilliği, 1987-1991 yılları arasında da Sanayi ve Ticaret Bakanlığı yapan rahmetli Şükrü Yürür derdi ki:
"Dünyada üç türlü adam vardır: İyi adam, kötü adam, belediye başkanı adam..."
Yaz dönemi çalışmalarımı yürüttüğüm memleketim Ünye’deyim. Bugünlerde ilçenin gündemi tek bir konuya kilitlenmiş durumda: Belediye Başkanı Hüseyin Tavlı’nın, ilçede iş yapan müteahhitlerden "bağış" adı altında para aldığını, yerel bir televizyon ekranında bizzat söylemesi...
Bu söyleminin, bir nevi itirafının ardından Ünye’de ve Türkiye’de tartışma sürüyor. AK Partili seçmen de muhalefete gönül verenler de ikiye bölünmüş vaziyette. İktidar ve muhalefet mensubu bir grup seçmen, "Almış ama cebine atmamış, ilçeye hizmet için kullanmış" diyerek durumu normal karşılıyor. Diğer grup ise hukukun çok açık ve net olduğunu savunuyor: “Kamu hizmetinin karşılığı olarak veya kamu hizmetleriyle ilişkilendirilerek asla bağış toplanamaz. ‘Bağış’, ‘yardım’ veya ‘kamuya hizmet’ adı altında dahi olsa para talep etmek kesinlikle suçtur! diyor.
17 Yıl Önce Samsunspor’a Bir Bağış Anekdotu: "İş Adamları Gece Rüya Görüp Sabah Para Getirmiyor!”
2007 yılının Nisan ayıydı. Samsun’da AKS TV ile bölgesel haber yayıncılığı yapıyordum. AK Parti iktidarı dönemiydi. Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı da Ak Parti’den Yusuf Ziya Yılmaz’dı. O dönem Samsun polisi ve jandarması, “A Takımı Operasyonu” adıyla Büyükşehir belediyesine yönelik şok bir operasyon düzenledi. Samsun Büyükşehir Başkan Vekili Adnan Bahadır, Genel Sekreter Kenan Şara, Genel Sekreter Yardımcısı Sefer Arlı, Ak Parti İl Başkan Yardımcısı Fikret Kademoğlu’nun da aralarında bulunduğu toplam 60 kişiden 43 kişiyi gözaltına aldı ve tutukladı. Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz tutuksuz yargılandı. İddianame oldukça sert ve ağırdı: “imar izinleri (özellikle akaryakıt istasyonu ruhsatları) ve belediye yetkileri kullanılarak "Samsunspor'a bağış/yardım toplama" adı altında usulsüzlük yapmak, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet ve irtikap”
A Takımı Davası Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
43 Sanık rüşvet ve yolsuzluk suçlamalarından beraat etti.
Mahkeme, rüşvet alınmadığı kanaatine vardı ancak Samsunspor için yaklaşık 1 milyon TL toplanması sürecinde "görevi kötüye kullanma" ihtimaline karşı Yusuf Ziya Yılmaz, Adnan Bahadır ve Kenan Şara hakkındaki yargılamayı durdurup İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma izni talep etti. İzin sürecinin tamamlanmasının ardından 1 Kasım 2016’da görülen karar duruşmasında: Yargılama sürecinde vefat eden Genel Sekreter Kenan Şara hakkındaki dava düşürüldü. Yusuf Ziya Yılmaz ve Adnan Bahadır hakkındaki "görevi kötüye kullanma" davası ise dava zamanaşımı süresi dolduğu için düşmüştü.
Olaydan kısa bir süre sonra, Başkan Yusuf Ziya Yılmaz televizyon kanalımıza ziyarete geldi. Çay kahve sohbeti esnasında kendilerine sordum: "Başkanım, niye böyle oldu? Neden size soruşturma açtılar, yardımcılarınızı gözaltına aldılar? Samsunspor’a yasal anlamda sıkıntı oluşturmayacak bir formülle yardım yapamaz mıydınız?"
Yusuf Ziya Başkan'ın verdiği cevap, dün gibi aklımda:
"Şakirciğim, Samsunspor‘un yardıma ihtiyacı var. Bizim de bir şekilde yardım etmemiz gerekiyor. Belediye bütçesinden doğrudan para aktarmamız kanunen söz konusu değil. Hiçbir iş adamı da 'Gece rüyamda gördüm, Samsunspor’un paraya ihtiyacı varmış' diye sabah kalkıp kendiliğinden para getirmiyor…"
Bu bir yayında değil, özel sohbette söylenmişti. Aradan 17-18 yıl geçti, dava görüldü, kapandı ve Yusuf Ziya Yılmaz artık başkan değil. Dolayısıyla kamusal bir ders niteliği taşıyan bu diyaloğu paylaşmakta bir sakınca görmedim. Görüldüğü üzere, sistem yerelde hep aynı kör döngüyle işliyor ama "hizmet veya yardım için yapıyoruz" savunması da, bir şekilde hukuk duvarına tosluyor.
Kıssadan Hisse
Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz bundan sonra iki dönem daha Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı, 2 dönem de Samsun Milletvekili olarak seçildi. Ak Parti’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı oldu. Halen TBMM’de 28. dönem Samsun Milletvekili olarak görev yapıyor.
Cezası Rüşvetten Daha Ağır!
Gelelim işin yasal boyutuna... Bu eylemin cezası, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 250/1 maddesine göre rüşvet alıp vermekten görece daha ağır. Rüşvette hapis cezası 4 yıldan başlarken; nüfuzu kötüye kullanarak, örneğin bir ruhsat karşılığı para toplama eylemi irtikap suçunu oluşturuyor ve cezası 5 yıldan başlıyor.
Siyasetçilerin veya yerel yöneticilerin sıkıştıklarında en çok arkasına sığındığı savunma belli: "Biz bu parayı kendi cebimize atmadık; belediyenin resmi hesabına veya ilçenin spor kulübüne makbuz karşılığı aldık."
Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, klişe haline dönüşen bu savunmanın önünü yıllar önce kesmiş:
"Paranın kamu görevlisinin şahsi cebine girip girmediğine bakılmaz. Toplanan paranın belediye bütçesine, bir vakfa veya spor kulübüne gitmesi eylemin suç olma niteliğini değiştirmez; sadece paranın aktarıldığı yer yönünden 'zimmet' ya da 'görevi kötüye kullanma' gibi yan suç unsurlarını çeşitlendirir."
Ünye’de "Ahmetler" Dönemi ve Hüseyin Tavlı
Ünye ölçeğine geri dönersek... AK Parti iktidara geldikten sonra ilçeyi ilk iki dönem (2004 ve 2009 seçimleri) Belediye Başkanı Ahmet Arpacıoğlu yönetecek ve kamuoyunda, Ak Parti Ünye Kurucu İlçe Başkanı Abdülaziz Keskin’in deyimiyle "1. Ahmet" olarak anılacaktı. 4 Temmuz 2026 tarihli yazımda, Arpacıoğlu’nun özellikle ikinci döneminde nasıl bir güç zehirlenmesi yaşadığını ve Ünye’yi nasıl yönettiğini detaylarıyla kaleme almıştım.
Ak Parti’nin üçüncü dönemde Ünye’yi, 2014 seçimlerini kazanan Ahmet Çamyar, namı diğer "2. Ahmet" yönetti. Ancak onun dönemi de 5 yıllık sürenin dolmasına 4,5 ay kala görevden alınmasıyla yarım kaldı. Görevden alınmasaydı, muhtemelen seçimi yine kazanacak ve tıpkı 1. Ahmet gibi Ünye’yi bir dönem daha yönetecekti.
Ve takvimler 2019’u gösterdiğinde, koltuğa Hüseyin Tavlı oturdu. Tavlı, 2024 seçimlerinde de kıl payı ve zor bir süreçle de olsa yeniden seçilmeyi başardı.
Sayın Tavlı’yı, bir yandan Erzurum’da üniversite tahsilimi yapıp diğer yandan gazetecilik yaptığım 1983’lü yıllardan itibaren tanırım. Yaşıtım olarak o dönem kendisi de Erzurum’daydı ve Ünyeli hemşehriler olarak görüşürdük. Okul bittikten sonra ben Ankara’da, Bakan Şükrü Yürür’ün maiyetinde Basın Müşaviri olarak Başkente adım attım. Tavlı ise Ünye’ye döndü. Babasının camcı dükkanında çalıştı; Samsun’dan kendi kullandığı araca yüklediği camları Trabzon’a kadar taşıyan, kendi deyişiyle bir zamanların "kamyon şoförü"ydü. Sonrasında fındık manavlığı yaptı derken, 2002 yılına kadar Doğru Yol Partisi'nde sempatizan düzeyinde olan siyasi çizgisini, AK Parti çatısı altında İlçe Başkanlığına ve nihayetinde Belediye Başkanlığına kadar taşımayı başardı.
Gelinen noktada Başkan Tavlı, hem iktidar gücü hem de ikinci kez seçilmenin verdiği özgüvenle hareket etmeye başladı. Samsun’un önceki dönem Belediye Başkanı Sayın Yusuf Ziya Yılmaz’ın dediği gibi Ünyeli müteahhitler de gece rüyasında görüp, Ünye’ye hizmet için sabah para bağışı yapmaya gelmeyince Başkan Tavlı kendi çözümünü üretti. Ünye’ye güzel hizmetler yaptı. “Yemedi, yedirmedi” algısını oturttu.
Devlette Yönetim Kültürü Var, Yerelde de olmalı…
Ben meslek hayatım boyunca Ünye’nin çok farklı siyasi dönemlerine, çok farklı yönetim vizyonlarına şahitlik ettim. 2004 öncesinde de bu ilçeyi yöneten belediye başkanlarımızla yakın bir gazeteci-başkan ilişkisi içerisinde sayısız röportaj, çalışma ve görüşme gerçekleştirdim. Rahmetli belediye başkanlarımız İsmail Cerrahoğlu, Sami Soysal, Mehmet Türk’ün yönetim tarzlarını da; Allah sağlıklı, uzun ömürler versin Osman Yurt ve Necip Avcı’nın ilçeye değer katan çalışmalarını da sahada bizzat gözlemlemiş, o hafızayı biriktirmiş bir gazeteciyim. Eski Başkanların ortak özellikleri, genelde her ne olursa olsun kamusal ciddiyeti ve devlet adabını bir şekilde korumaya gayret etmeleriydi.
Türkiye; idari, mali ve askeri açılardan son derece köklü bir yönetim kültürüne sahiptir. Örneğin bir kaymakam kolay yetişmez. Eğitimini alıp sınavı kazananlar mesleğe "Kaymakam Adayı" olarak atanırlar. Önce deneyimli bir kaymakamın yanında "Refik" (yoldaş) olarak işi sahada öğrenirler. Ardından yerel yönetim yapılarını yerinde incelemek üzere 1 yıllığına yurt dışına gönderilirler. Dönüşte "Kaymakam Vekili" olarak imza yetkisi alıp ilk gerçek deneyimlerini kazanırlar.
Sürecin zirvesi ise Ankara'daki “Kaymakamlık Kursu”dur. Kurs sonunda girilen o çok ciddi "Kurs Sonu Sınavı"nı başarıyla bitirenlerin adaylığı kalkar ve "Asli Kaymakam" olarak kurayla görev yerlerine giderler. Hariciyede de durum aynıdır; diplomat adaylarına diplomatik nezaketten yemek adabına kadar her şey en ince ayrıntısına kadar öğretilir.
Askeri ve mülki yönetimde bu kadar hassas, bu kadar disiplinli olunan memleketimizde; yüzbinlerce hatta milyonlarca nüfuslu kentleri emanet ettiğimiz yerel yöneticilere neden temel bir idari ve mali eğitim verilmesi düşünülmez ya da uygulanmaz?
Bu memlekete Bakan, Genel Müdür, Kaymakam veya üst düzey yöneticilik yapmış değerlerimizi istisna tutalım ve rahmetli Bakanımız Şükrü Yürür’ün o tarihi tespitine yeniden dönelim: "Hiçbir idari tecrübesi olmayan birine en basit yöneticilik eğitimi dahi vermeden '100-150 bin nüfuslu bir kenti yönet' derseniz; zabıta önüne geçip selam durduğunda kendisini ordu kumandanı zannedip işe dalarsa, o insanı bir daha tanıyamazsınız."
İyi adamı tanır bilirsiniz “iyi” dersiniz. Kötü adamı tanır bilirsiniz “kötü” dersiniz... Ama istisnalar hariç belediye başkanlarına sadece "iyi" ya da "kötü" tanımı yetmiyor. Ve biz onları iyi ve kötü tanımından farklı tek bir sıfatla anabiliyoruz: "Belediye Başkanı Adam!"
Yazar; Şakir Gürel