HİZMET GÖNÜLLÜLERİ

HİZMET GÖNÜLLÜLERİ

Hizmet ehli olmak kolay değil. Sabır ister, maharet ister, saygı ve sevgi ister. En mühimi tahammül ister.

Günümüzde hangi iş sahası olursa olsun çalışanların hangi şartlarda olduğuna kafa yoran çok az kişi vardır. Ya siyasiler iki nutuk atar, ya sendikalar geleceğine hesap yapar, ya da iki uzman gündeme gelebilmek için konuşur.

Ülkemizde çok az kişi işinin ehlidir. Tabii işe yeni başlayanlar hariç. İşin esasını kavramak için biraz zaman geçebilir. Bu gayet tabii bir şeydir.

Bir de meseleye çalışanların tarafından bakmak lazım. Birini anlamak için kendimizi aynı şartlarda muhatabımızın yerine koymak lazım.

Bazı çalışanlar memur statüsünde olduğu için muhatabı evraktır. Bazıları ise bilek gücüyle çalışır. Ancak en zor iş muhatabının başka kişiler olmasıdır. Bütün ticarethaneler buna benzer. Gerçi kurumsal olanlar bir nebze kolaymış gibi görünse de insanoğlunu memnun etmek kolay değildir.

Düşünün bir kere. Halka açık bir tesiste görevlisiniz. Oraya insanlar geliyor. Bir taraftan muhabbet ederken bir yandan istekleri oluyor. Gelen kişi sayısı bazen yüzlerce olabiliyor. Tilla Çay Bahçesi de öyle. Siz hiç burada hizmet verenleri düşündünüz mü?

Gerçi, insanların ne ile karşılaştıklarını ancak kendileri bilir. Nasrettin Hoca damdan düşünce ona “Hocam damdan düşmek nasıl bir şey?” diye sormuşlar. O da “Bana damdan düşen birini getirin, beni ancak o anlar” demiş. Kimse kimsenin halini tam olarak anlayamaz.

Dününün bir kere. Biri bir çay ister, sonra suyu soğuk der. Diğeri fazla veya az demli olmuş der. Kimi, bayatlamış der. Kimi çok beklettiniz der. Vs... Vs…

Bütün bunları derler de ya çalışanlar ne der?

İşte sorunun en çetrefilli yeri. Onlar bir şey demez. Çünkü onlara öyle tembih edilmiştir. Ancak onların da etten ve kemikten olduğunu unuturuz. Aslında bu bir bencilliktir. Erdemli kişiler karşısındakini anlayan kişilerdir. İnsan insanı küçümseyemez! İster zengin olun, ister makam sahibi olun, ister ilim sahibi olun isterse şöhretli biri olun. Şayet karşındakini anlayamıyorsan, önce insan olun.

Bazıları ise nerede bir çalışanı görse “Hadi iyisiniz işiniz var” gibi ukalaca laflar eder. Sosyal devlette zaten herkesin işi olmalı. Bu bir lütuf değil, mecburiyettir. İnsanlar askere gider, vergi verir, analık ve babalık yapar, çocuk yetiştirir, kimisi ana ve babasına bakar, gerektiğinde canını bu vatan için verir ama siz bütün bunları görmez de onlara “Hadi yine iyisiniz” gözüyle bakarsanız, biraz da vicdanınızı sorgulayın bence.

Nerede olursam olayım âdetim gereği etrafımı gözlemlerim. Bu biraz okuduğum kitaplar, aldığım eğitim, gördüğüm aile terbiyesi ve belki de mizaçtan kaynaklanır. Çünkü bir yere uğradığımda bana bir ihtiyacımın olup olmadığını soran biriyle karşılaşırım. İlk düşündüğüm şey muhatabıma saygılı olmaktır. Karşımdaki bir ferttir. Emek verdiği bir işi vardır. Ailevi ve şahsi yükümlülükleri vardır. Yani o bir insandır. Ve kendime şu soruyu sorarım: “Zeki sen de insan ol!”

Demem o deme ki uzun yıllar evimin yakınında olan Tilla Çay Bahçesi sık uğradığım yerlerden biri. Bir masaya oturur, kitabımı, defterimi kalemlerimi bir yere yerleştiririm. Tabi yaşımdan dolayı gözlüğümü de unutmam. Biraz sonra yanıma gelen ve bir arzumun olup olmadığını soran kişiye en yumuşak ses tonumla isteğimi söylerim.

Aradan uzun zaman geçince oradakiler ile bir iki kelam ettiğimiz de olur. Son olarak orada görevli kişiler ile ilgili gözlemlerimi kendilerinden özür dileyerek kaleme almak istiyorum. Son olarak altı kişinin bulunduğu bu işletmede ilk olarak Tesis Amiri Salih Koç’tan başlamak istiyorum.

Salih Koç; son derece mütevazı, sakin ve işini takip eden biri. Ne zaman oraya uğrasam mütebessim çehresi ile insana güven veriyor. Hani işim olmasa oradan ayrılmam. Beyefendi bir kişiliği olduğu her halinden belli. İsabetli bir seçim olmuş.

Tesiste görevli diğer kişilerden biri de Erhan Türk. O da arkadaşı gibi sakin. Kimsenin içinden geçenleri bilmemiz mümkün değil. Özellikle tesise gelen kişilerin sayısı fazla olunca her tarafa aynı anda dikkat kesiliyor. İşini iyi yaptığı belli. En önemlisi gelen kişilerle olan diyaloğu son derece mükemmel. Çalışma arkadaşları ile uyumu fevkalade. İşini özenle yapar. Verilen görevi hakkıyla yerine getirir.

Gelelim bayanlara:

Arzu Tokuç; son derece ciddi olmasına rağmen tedirgin edici değildir. İşine odaklanmış görünümü dikkat çekiyor. Bazen tek başına; hem tesisin içinde hem de bahçede bulunuyor. İşini icra ederken ciddiyet ve dikkati bir arada götürebiliyor. Nerdeyse kimin ne isteyeceğini önceden biliyor gibi. Çok zaman daha oturmadan çayımı masada bulduğum olmuştur.

Kasada ise mütebessim çehresi ile Hacer Çam bulunuyor. Zaten görevi sınırlı. Ancak öyle anlar olur ki arkadaşlarının yardımına koştuğu oluyor. Normal şartlarda kendi işini yapıyor. Zaten yazının sonunda onun farklı bir yönünden bahsedeceğim.

Bir de gizli kahramanlar var. Ayşe Mangırcı ve Sevgi Gürel. Görev yeri mutfak kısmında. Çok az etrafta görünüyorlar. Siz keyifle çayınızı ve kahvenizi yudumlarken; önünüze gelen yiyecek ve içeceklerin mimarı onlar. Tabi gözden ırak olunca varlıkları bilinmiyor. Belki cisimleri aramızda değil ama gönülleri tesisin her yerinde…

Yazı çok uzadığı için kısa kesmeliyim. Son olarak Hacer Hanıma bir tavsiyem var. Onu lise öğrencisi iken şiir dinletilerinden tanıyorum. Şayet şiirin peşini bırakmaz, günde en az bir şiir okuyup üzerinde düşünürse belki edebiyatımız genç ve güzel bir şairle tanışmış olabilir. Onun böyle bir kumaşı var. Tabii bunun için epey gayret etmeli.

Son olarak Tilla Çay Bahçesinde çalışan herkese en kalbi selamlarımı sunarım. Sağlıklı, huzurlu uzun ömürler dilerim. Her şey gönüllerinin arzu ettiği şekilde olsun. Hepsi de güzel insanlar…