HALKIN YAKININDA OLMAK
Tahsil hayatımızın son anlarıydı. Takvimler seksenli yılları gösteriyordu. Netameli zamanlardı. Günde kaç kişinin hayattan koptuğunu bilemiyorduk. Buna rağmen öğretmenlik hayli kuruyorduk.
Yüksekokulda hocalarımız bize “Buradan mezun olduktan sonra çoğunuz öğretmen olacak. Şunu unutmayın ki öğretmenlik sadece sınıfta ders vermek değildir” derdi. Biz de “Başka nasıl olacak?” dediğimizde biz “Ders dışında halkın arasına karışın, onlarla sohbet edin, onları dinleyin, üstün meziyetleri varsa başkalarına da anlatın” diye tembih ederlerdi.
Ben hocalarımın bu sözünü bir yere not etmiştim. Öğretmenlik diploması almamıza bir gün kalmıştı ki 12 Eylül denilen o meş’um gün geldi çattı. Biz sokağa çıkamadık. Her şeyin bir sonu vardı ve o günler de gelip geçti. Meslek hayatım 37 sene sürdü ve hocalarımın “Halkın arasında bulunun” sözü dün gibi aklımda.
Bütün bunları niye yazdım? Elbette hatıralarımı anlatmak değildi niyetim. Eskilerin “mukaddime” günümüzdekilerin “önsöz” dediği bir giriş olsun istedim. Asıl konumuz bundan sonra.
Efendim, Ünye’nin tarihi camilerinden Saray Camiî İmam-Hatibi Şükrü Saylan Beyefendi hakkında birkaç kelam etmek istiyorum.
Şükrü Hoca mesleğini icra etmesinin yanında seneler önce benim hocalarımın bize dediği davranışları birebir icra ediyor. Vazifeli olduğu kurumun haricinde halk ile beraber oluyor. Buna bizatihi şahit olmuşluğum da var. Vatandaşlar arasında hususi meziyeti olan varsa onlar ile sohbet ediyor onu kendi sosyal medyasından paylaşıyor. Onun bu paylaşımlarını yakinen takip edenlerdenim.
Tabii ki aynı vazifeyi gören diğer şahıslar için bir şey demek hakkımız yok. Onların da yapması lazım olan işleri hakkıyla yerine getirdiklerine kaniyim. Çünkü o camiada işine ehemmiyet vermeyen kimse çıkmaz. Aldıkları eğitim ve terbiye bunu gerektiriyor. Bundan dolayı kendilerine kolaylıklar dilerim.
Şükrü Saylan Beyefendi bazen kimsenin dikkatini çekmeyen şeyleri görebilme meziyetine sahip. İnsanlar ile irtibatı mükemmel. Ardında hem Cuma hem de vakit namazı eda etmiş biri olarak hitabetinin de mükemmel olduğunu söyleyebilirim. Bir eğitimci olarak bazen üst perdeden konuşmak mevzunun anlaşılmamasına sebep olabilir. Belagat yazılı metinler için mühimdir. Fesahat ise sözlü anlatımlarda daha önceliklidir.
Şükrü Saylan Hoca; hem resmi vazifesini bihakkın yerine getirirken, diğer taraftan da sosyal, kültürel çalışmalar yapmaktadır. Böyle kişilere hep gıpta etmişimdir. Tasavvufta “Halk içinde Hakk ile beraber” olmak diye bir tabir veya kural vardır. Bu cümle Şükrü Hoca için de geçerli bence.
Bazı şeyler vakit ve imkân ile vücuda gelse dahi, bu tür işlere gönüllü olmak da lazımdır. Belki görüştüğü kişilerin öğrenemediği, bilemediği bazı dini mevzularda da yardımcı olma ihtimali de vardır. Çünkü fertlerin herkesin yanında sorulmayacak soruları olabilir. Bir mahremiyet dairesi içinde belki de bunlara da cevap vermiş olabilir.
Atalarımız “Et- tekraru ahsen, velev kane yüz seksen” demişler. Yani; “Güzeli tekrar güzeldir, yüz seksen kere olsa dahi” demekmiş. Bu zaviyeden bakacak olursak Şükrü Hoca gönüllü amme hizmeti de yapıyor diyebiliriz. Çünkü bu işleri meccanen yapmaktadır.
Şükrü Saylan Hocaya mesleğinde ve hususi çalışmalarında başarılar dilerim. Kendisine sağlıklı, huzurlu bir ömür diliyorum.