ÇAY KAŞIĞININ ESTETİĞİ

ÇAY KAŞIĞININ ESTETİĞİ

Çay, dostluğun da yalnızlığın da arkadaşı.

Çay ülkemize ne zaman girdi bilmiyorum. Ancak bir girdi pir girdi. Evlerinde çay bulunmayan hane yoktur.

Bu kadar sevilen veya müptelası olunan şeyin müessesi olmaz mı? Olur elbet!

Çay içmek için çok sık uğradığım yerlerden biri de TİLLA adı verilen bir müessese. Muhtelif içecekler, yerel lezzetler olmasına rağmen bu tür mekânların adı Çay Bahçesi olarak kalmıştır. Halk arasında buralara çay bahçesi denir.

Günlerden bir gün yine yolum Tilla’ya düştü. Sık uğradığım için oradakiler sormadan çayımı masama getirirler. Hatta aralarında yeni gelen varsa ona “Orta açık ve şekersiz” diye uyardıkları da olur. Şekersiz çay içenlerin bardağına kaşık konulmaz. Buradaki düşünce “zaten şeker kullanmıyor” mantığıdır. Normal olarak baktığımızda doğru bir karardır.

Bizim bildiğimiz çay ince belli bardakta olup genelde şeker kullanıldığı için bardağın yanında kaşık da olur. Aslında ikram edilen çayın yanında iki kesme şeker, bir çay kaşığı ve bir bardak çay en alışılmış görüntüdür.

Ben önüme gelen ve kaşığı olan bardak için getiren kişiye “ Kaşığı alabilirsiniz” demem. Çünkü bardağın yanında çay kaşığı güzel bir görünüşe sahiptir. Sanki bardağın bir aksesuarı gibi…

Günlerden bir gün çayı yudumlarken orada çalışan Arzu Hanım kaşığı alacakken ona; “ Almanıza gerek yok, ihtiyaç olmasa bile çay kaşığı bardağın yanında çok hoş duruyor dedim.” Kıssa bir sükûtun ardından bana “Kuru fasulyenin yanında turşu gibi” dedi.

Bir sessizliğin ardından “biraz” dedim.

Çay kaşığı bence bardağın yanında estetik bir görüntü veriyor. Tabii bu benim fikrim. Ancak hayatımıza giren bazı “ikililer” vardır. Bunlardan; kuru fasulye ve turşu, hamsi ve limon, balık ve soğan, tatlı ve ayran, yoğurt ve pekmez gibi. Tabii kişinin tercihine göre başka ikililer de vardır. Kaşık ve bardak haricinde olanlar genelde yiyecek maddeleri.

Arzu Hanım’a; “Tam yazılacak konu ama şahsi konularda yazmayı çok tercih etmiyorum” dedim. Şahsi konularda yazılan yazılarda bazı problemlerin çıkacağını düşünürüm.

Bir gün yine aynı yerdeyim. Bir şekilde Mehmet Yıldız isimli biriyle tanıştım. Kısa bir sohbetin ardından kendisi ile ilgili yazı “Yazabilir miyim?” diye sorduğumda bana olumlu cevap verdi. Bu arada bunu duyan Arzu Hanım “Siz kişisel de yazıyor musunuz?” diye sordu. Ben de “İzin almak kaydıyla yazıyorum” cevabını verdim.

Aradan epey zaman geçti. Mehmet Yıldız Bey ile karşılaştım. Kendisi için yazdığım yazıdan dolayı teşekkür etti. Sonra söz dönüp dolaşıp yazılara geldi. Arzu Hanım da oradaydı. Ben “Bazen öyle konular oluyor ki yazmaya cesaret edemiyorum” dedim. Kendisi için bir sakınca olmadığını söyleyince bu yazıyı kaleme aldım.

İnsan yaşar ve geriye hatıraları kalır. Yazılar da geriye kalan hatıralardandır. Her zaman okunabilir ve geçmiş yâd edilir. Mesele geriye güzel hatıralar bırakmak. Ne demiş şair “Baki kalan kubbede hoş bir sada imiş.” Bütün mesele hoş bir sada bırakmak.

Son olarak yazımdan dolayı memnuniyetini belirten Mehmet Yıldız Beyefendi ve yazmak için izin veren Arzu Hanım’a teşekkür ederim.

Bu verile ile Tilla’da çalışan güzel insanlara da en kalbi muhabbetlerimi sunarım. Hepsi de birbirinden değerli benim için. Güzel insanların bir ara olması ise daha da güzel. Hepsine sağlıklı ve huzurlu bir gelecek diliyorum.